<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>spikerlik - Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</title>
	<atom:link href="https://spikerlik.org/tag/spikerlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://spikerlik.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 24 Oct 2015 16:04:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.9.10</generator>
	<item>
		<title>Haber Sunarken Prompter Kullanımı</title>
		<link>https://spikerlik.org/haber-sunarken-prompter-kullanimi/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/haber-sunarken-prompter-kullanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2015 13:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Sunumu]]></category>
		<category><![CDATA[Prompter]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Spikerlik Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Spikerlik Kursu]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Spikerliği]]></category>
		<category><![CDATA[haber sunumu]]></category>
		<category><![CDATA[prompter]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik kursu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=860</guid>

					<description><![CDATA[<p>BBC&#8217;nin tecrübeli haber spikerlerinden Maxine Mawhinney, haber sunarken prompter kullanımının tekniklerini ve inceliklerini şöyle değerlendiriyor: HAZIRLIK Yayına girmeden önce mutlaka haber akışını ve haber metnini inceleyin. Böylece olası zorlukları önceden tespit edip haber metnine aşina olur ve haberi nasıl sunmanız gerektiğine karar verebilirsiniz. Fakat haber metninin içeriğini ya da zamanlamasını değiştirmemeye özen gösterin. Bu arada [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/haber-sunarken-prompter-kullanimi/">Haber Sunarken Prompter Kullanımı</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BBC&#8217;nin tecrübeli haber spikerlerinden Maxine Mawhinney, haber sunarken prompter kullanımının tekniklerini ve inceliklerini şöyle değerlendiriyor:</p>
<p><span id="more-860"></span></p>
<p>HAZIRLIK</p>
<p>Yayına girmeden önce mutlaka haber akışını ve haber metnini inceleyin. Böylece olası zorlukları önceden tespit edip haber metnine aşina olur ve haberi nasıl sunmanız gerektiğine karar verebilirsiniz.</p>
<p>Fakat haber metninin içeriğini ya da zamanlamasını değiştirmemeye özen gösterin.</p>
<p>Bu arada sesletimi zor kelimeleri de kontrol edebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>NEREYE BAKMALI</p>
<p>Seyircide merak uyandırmak için, ekrandan okurken göz temasını korumak ve doğrudan onlara bakmak önemlidir. Bunu başarmanın bir yolu, ekranı bir yüz olarak düşünüp ortasına odaklanmak ve ekranda akan metni takip etmek yerine kelimelerin baktığınız hizaya gelmesini beklemektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KONTROL KİMDE</p>
<p>Prompteri farklı şekillerde kullanabilirsiniz.</p>
<p>Ekrandaki metin akışını kontrol etmek için ayak pedalı, el kontrolü kullanabilir ya da prompter operatöründen yardım alabilirsiniz.</p>
<p>Hangisini kullanacağınızı önceden öğrenin.</p>
<p>Prompteri ayak pedalı ya da el kontrolü ile işletmek biraz pratik gerektirir. Metin akışı, sizin okuduğunuz satırın altında her zaman ekstra satırlar kalacak hızda olmalıdır.</p>
<p>Genel kural, ekranın yukarıdaki üçte birlik diliminde okumaktır.</p>
<p>Prompter operatörü kullanılacaksa birlikte prova yaparak okuduğunuz metnin ekranın neresinde olmasını istediğinizi netleştirin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TALİMATLARI TAKİP ETMEK</p>
<p>Yönetmenden aksi yönde talimat almadığınız sürece kameranın her zaman üzerinizde olduğunu farz edin.</p>
<p>Verilebilecek talimatları anladığınızdan ve reji terminolojisini öğrendiğinizden emin olun.</p>
<p>Daima kamera ile göz temasınız olsun. Yönetmeni dinlerken bile kameraya bakın.</p>
<p>Yayın sırasında hangi kameraya bakacağınızı, ikinci bir kameraya dönmeniz gerekip gerekmediğini netleştirmiş olun.</p>
<p>Teknik talimatlar prompterde görülebilir.</p>
<p>Bunların ne anlama geldiğini, haber akışında ve metinde neyi kastettiğini anladığınızdan emin olun.</p>
<p>Bu talimatlarda herhangi bir video klibi — UPSOT — , okumanıza ara vermeniz — VT — komutlarıyla istenebilir. Siz görüntüde değilken — OOV — komutuyla okumaya devam etmeniz istenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KAMERA DEĞİŞTİRME</p>
<p>Bazı yayınlarda prompterden okumanız ve ara verip bir tartışmayı yönetmeniz ya da başka bir mekandaki bir konukla röportaj yapmanız gerekebilir. Pratikle bu işi de pürüzsüz yapabilrsiniz.</p>
<p>Prompterin bağlı olduğu kameradan ayrılırken rahat geçiş için önünüzdeki metne bakın ama konuşmaya devam edin. Bu hem seyirciye daha düzgün görünecek, hem de iki kamera arasında hareket ederken göz kontağınızı kesmenize olanak verecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>HATA YAPILIRSA NE YAPMALI?</p>
<p>Prompterin arada bir bozulabileceği ihtimaline karşı hazırlıklı olmanız gerekir. En önemli şey paniğe kapılmamaktır. Önünüzdeki sayfaların sıralamasını düzgün tutun ki, prompterde sorun çıktığında oradan devam edebilesiniz.</p>
<p>Yani, şöyle. Haber başlıklarınızı yazılı olarak masanızda tutmanız işe yarayacak ve sizi kurtaracaktır. Örneğin o sırada &#8220;haber başlıklarımıza yeniden bir göz atalım&#8221; gibi bir cümle söyleyebilirsiniz.</p>
<p>Prompterde sorun çıkması halinde bunu yapımcı ya da yönetmene nasıl işaret edeceğinizi önceden anlaşın. Aslında önünüzdeki kağıttan okumaya başladığınızda sorun olduğunu anlayıp size yardımcı olmak için araya bir ses ya da görüntü koyabilirler. Yani, bırakın reji odası sorunu çözsün ve size ne yapmanız gerektiğini söylesin.</p>
<p>Bu teknikleri uygulamak güven veren, yetkin ve seyircinin dikkatini çeken bir sunum yapmanıza yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>Haberi anlatın, okumayın.</strong></p>
<p>Bu şekilde seyirci sizi dinlemeye devam edecek ve daha fazlasını öğrenmek isteyecektir.</p>
<p><strong>Ve unutmayın: </strong>Size aksi söylenmediği sürece her zaman yayında olduğunuzu farz edin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #f00a71;"><a style="color: #f00a71;" href="http://www.spikerlik.org/spiker/yazi.html" target="_blank">Prompter uygulamamızla siz de kendinizi deneyebilir, prompter kullanma becerinizi geliştirebilirsiniz.</a></span></p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/haber-sunarken-prompter-kullanimi/">Haber Sunarken Prompter Kullanımı</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/haber-sunarken-prompter-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spikerlik Kursu İzmir Şubesi</title>
		<link>https://spikerlik.org/spikerlik-kursu-izmir-subesi/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/spikerlik-kursu-izmir-subesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 17:44:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Spikerlik Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik kursu]]></category>
		<category><![CDATA[sunuculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=753</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul ve Ankara’dan sonra İzmir Şubesi’ni de açan ve eğitimlere başlayan Spikerlik.Org’nin İzmir Şubesi açılışı, Devlet Tiyatroları Başrejisörü Rüştü Asyalı, Dilbilimci Levent İnce, Devlet Tiyatroları İzmir Müdürü Hülya Savaş ve Devlet Tiyatroları Sanatçısı Tayfun Erarslan’ın katılımlarıyla gerçekleşti. Medya dünyasına sayısız spiker, sunucu, seslendirme sanatçısı ve oyuncu yetiştiren; avukatından öğrencisine, politikacısından öğretmenine, her kesimden binlerce öğrencisi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/spikerlik-kursu-izmir-subesi/">Spikerlik Kursu İzmir Şubesi</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul ve Ankara’dan sonra İzmir Şubesi’ni de açan ve eğitimlere başlayan Spikerlik.Org’nin İzmir Şubesi açılışı, <span id="more-753"></span>Devlet Tiyatroları Başrejisörü Rüştü Asyalı, Dilbilimci Levent İnce, Devlet Tiyatroları İzmir Müdürü Hülya Savaş ve Devlet Tiyatroları Sanatçısı Tayfun Erarslan’ın katılımlarıyla gerçekleşti. Medya dünyasına sayısız spiker, sunucu, seslendirme sanatçısı ve oyuncu yetiştiren; avukatından öğrencisine, politikacısından öğretmenine, her kesimden binlerce öğrencisi olan, alanında Türkiye’nin öncü kuruluşu Spikerlik.Org’ne spikerlik.org olarak başarılar diliyoruz.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/spikerlik-kursu-izmir-subesi/">Spikerlik Kursu İzmir Şubesi</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/spikerlik-kursu-izmir-subesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ustaların Gözüyle Spikerlik</title>
		<link>https://spikerlik.org/ustalarin-gozuyle-spikerlik/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/ustalarin-gozuyle-spikerlik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 17:33:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik kursu]]></category>
		<category><![CDATA[sunuculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de son zamanlarda, gerek spikerlik, gerekse oyunculuk, seslendirme ve dublaja artan ilginin sebeplerini ilk kez ustalar yorumluyor… Kendi dalında başarılı olmuş usta isimlerden Rüştü Asyalı, Altan Erkekli, Bülent Özveren, Sungun Babacan, Nuran Kutlubay ve Ali İpin sektörü ve sektördekileri değerlendirdi… İşte Ustaların Gözüyle Oyunculuk, Spikerlik – Sunuculuk, Seslendirme – Dublaj mesleği ve meslektekiler ile ilgili [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/ustalarin-gozuyle-spikerlik/">Ustaların Gözüyle Spikerlik</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de son zamanlarda, gerek spikerlik, gerekse oyunculuk, seslendirme ve dublaja artan ilginin sebeplerini ilk kez ustalar yorumluyor… <span id="more-750"></span>Kendi dalında başarılı olmuş usta isimlerden Rüştü Asyalı, Altan Erkekli, Bülent Özveren, Sungun Babacan, Nuran Kutlubay ve Ali İpin sektörü ve sektördekileri değerlendirdi…<br />
İşte Ustaların Gözüyle Oyunculuk, Spikerlik – Sunuculuk, Seslendirme – Dublaj mesleği ve meslektekiler ile ilgili yorumlar…<br />
Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi mezunu olan Spikerlik.Org Bilimleri Akademi yöneticisi Selin İnce, 1991 yılında kurdukları Akademinin kuruculuğunu Dilbilimci Levent İnce’nin yaptığını belirterek, ‘’Diksiyon, Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk alanlarında eğitim veren okulumuzda Türkiye’nin en önemli isimleri hocalık yapıyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir okuluz.’’dedi<br />
SELİN İNCE: ‘‘SUBAY – DOKTOR OYUNCULARIMIZ VAR!’’<br />
Spikerlik.Org öğrencilerinin çoğunun ciddi kurumlarda işe başladığını da belirten Selin İnce, ‘’Şu anda, NTV, CNN Türk, TRT, Kanal D, Show TV, Star TV, Fox TV gibi ulusal birçok televizyon kanalında, eğitim programlarımızı başarıyla tamamlamış, yüzlerce öğrencimiz spiker –sunucu ya da oyuncu olarak çalışmaktalar. Hatta şu anda oyunculuk eğitimimizi tamamlamış 3 öğrencimiz, Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak çalışmakta. Yine izlediğiniz birçok yabancı film, öğrencilerimiz tarafından seslendirilmekte. Her yaş grubundan öğrencilerimiz olmakla beraber, ağırlıklı olarak 18-30 yaş arası bu işi meslek olarak yapmak istiyor. Bu yaşlar bence de çok uygun yaş aralığı. İş yaşamına adım atmak isteyen gençler, eğlenceli ve kendilerinin de zevk alacağı meslek olarak görüyorlar bu meslekleri. Hatta bir yerde çalışırken, part-time olarak bile yapabilecekleri meslek grupları bunlar. Oyunculuk grubumuzda subay ve doktor öğrencilerimiz var. Bu öğrencilerimiz, bunu meslek olarak yapmak için değil, bireysel gelişimlerine katkıda bulunabilmek için programlara katılıyorlar. Şu anda birçok kesimden okulumuza gelenlerin ilgisi ağırlıklı olarak Diksiyon Bölümüne olmakla birlikte Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk bölümlerine.<br />
Okulumuza üst düzey bürokrattan, genel müdürlere, doktorlardan, avukatlara, öğretmenlerden, öğrencilere bugüne kadar binlerce öğrencimiz oldu. Hatta, şu anda televizyon kanallarında Spiker – Sunucu ya da oyuncu olan öğrencilerimiz, telaffuzundan emin olamadıkları sözcüklerle ilgili hocalarımızı arayıp, görüş alıyorlar. Ayrıca yayın imajında değişiklik yapacak olan televizyon kanalları 10-15 yıllık spikerleri için bizden, istedikleri imaja uygun özel eğitimler almaktalar.’’dedi<br />
Eğitim kadrosunda, Rüştü ASYALI, Altan ERKEKLİ, Levent İNCE, Bülent ÖZVEREN, Özlem ERSÖNMEZ, Sungun BABACAN, Sezai AYDIN, Cevdet ARICILAR, Ali İPİN, Nuran KUTLUBAY, Müge ORUÇKAPTAN, Elçin TEMEL, Haluk CÖMERT, Uğur DEMİRPEHLİVAN gibi tamamı Devlet Tiyatroları Sanatçıları, TRT Spikerleri, Dilbilimci ve Seslendirme Sanatçılarından oluşmakta olan Spikerlik.Org hocaları oyunculuktan seslendirmeye, spikerlikten sunuculuğa her konu ile ilgili ilk kez konuştular…<br />
RÜŞTÜ ASYALI, ‘’İYİ OYUNCU KENDİNİ SESLENDİRMELİ’’<br />
Sektörün duayenlerinden, Spikerlik.Org’nin hocalarından olan Rüştü Asyalı ilk kez sektör ile ilgili düşüncelerini belirtti. Asyalı, “Bizim mesleğin okullarından yetişmiş, usta-çırak disiplininden geçmiş genç ve yetenekli oyuncularımız var, ama yoldan geçerken, ahbap-çavuş ilişkisi sonucu türeyen “taslak oyuncular” da var. Her meslekte olması gerektiği gibi, bizim oyunculuk mesleğinde de yoluna baş koymak, emek ve zaman harcamak gibi olmazsa olmaz çabalar gereklidir. Emeksiz, çabasız hiçbir konuda mesleki donanıma kavuşulamaz; elbette, tiyatro, sinema oyunculuğunda da bu kural geçerli! Türkiye’de sinema çalışmalarının ilk yıllarında, şimdiki İstanbul Şehir Tiyatroları’nın oyuncuları filmlerde de oynamışlar, dolayısıyla sesli çekilen filmlerde konuştukları gibi, sessiz çekilen filmlerin seslendirmelerinde de kendilerini konuşturmuşlar. Ayrıca, ilk yılların tiyatrocu ekipleri, yurt dışından gelen yabancı filmlerin oyuncularını da Türkçe konuşturmuşlar. Gelgelelim, daha sonraki yıllarda gelişi güzel oluşan özensiz ve disiplinden uzak sinemacı ekipleri, kendi kafalarına ve keyiflerine göre oyuncular yaratmış; bu oyuncuları, seslendirmeci tiyatroculara konuşturtarak; filmi kurtarma yoluna gitmişler. Nedeni de şu! Sinema filminde sözüm ona oynattıkları kişiler, kendilerini ya da başkasını konuşacak bilgi ve beceriye sahip değillermiş! Durum böyle olunca, yıllarca şu çelişkiyi yaşattılar bize! Perdede gördüğüm oyuncudan mı etkileneceğim, yoksa sesini dinlediğim oyuncudan mı? Bu çelişki, seyirci olarak beni yapılan işe yabancılaştırmış, bu yarım yamalak yapımlardan soğutmuştur. Sonuç olarak, oyuncu dediğin, elbette kendi sesiyle oynamalı. Tersi, akla da mantığa da, işin kurallarına da terstir!” dedi.<br />
ASYALI, ‘’TÜRKÇEMİZ ELDEN GİTMEKTEDİR’’<br />
Devlet Tiyatroları Başrejisörü ve Seslendirme Sanatçısı Rüştü Asyalı, “Seslendirmesi yapılmış bir filmi dinlerken kulağıma gelen, bu işle uzaktan,yakından ilgisi,ilişkisi olmayan kişi ya da kişilerin ağzından çıkan itici ve acınası konuşmalar, beni, izlediğim filmden koparır. Sanmayın ki, seslendirme denemeyecek o konuşmaları yapan kişilere kızarım. Hayır!… Benim kızdığım ve kızacağım; sinema seyircilerine her zaman şikayet edeceğim kişiler, bu kendini ve haddini bilmez konuşmacılar değil, onlara filmlerde konuşma olanağı sağlayan seslendirme yönetmenleri ve film yapımcılarıdır. Bu gibi kişiler, sinema sanatına saygısı olmayan, ucuzcu, kolaycı, fırsatçılardır! Zaten, seyirci de bunlara göz yummakta ve “dur” dememektedir. Yani alan razı, satan razıdır; en önemli çelişki de budur! En korkuncu da böyle-böyle, güzelim Türkçemiz elden gitmektedir. Bu yüzden son yıllarda karamsarlığa düştüğüm oldu, oluyor; ama hiç umutsuzluğa düşmedim!’’şeklinde konuştu<br />
ALTAN ERKEKLİ, ‘’İYİ OYUNCU İYİ İNSAN OLMALIDIR’’<br />
Spikerlik.Org hocalarından olan usta oyuncu Altan Erkekli de oyuncu meslektaşları ile ilgili şunları söyledi, ‘’İyi bir oyuncu olmak için öncelikle iyi insan olmak gerekiyor. Kendisiyle barışık olması gerekiyor insanın. Hayata karşı dört elle sarılmış bir insan olması gerekiyor. Gözlem yapması gerekiyor. Okuması, izlemesi gerekiyor. Yaşadığı ana tanıklık etmesi gerekiyor. Eğer, siz Afrika’da ağlayan bir annenin acısını, Rus steplerindeki bir zavallı hayvanın, yaralanmış bir hayvanın gözündeki yaşı, bir Kızılderilinin acısını hissedemezseniz, Türkiye’nin şu anda, 2009 yılında, aynı dünyanın her tarafındaki insanın duygusunu yüreğinizde hissedemezseniz; iyi bir insan, iyi bir oyuncu olma şansınız yok. İyi oyunculuk iyi insan olmaktan, evrensel duygu ve düşünceleri kendi içinizde bir demet haline getirmekten ibarettir. Birbirimizi görmeden iletişim kurmaya başlıyoruz. Chetleşme dedikleri olay, işte sanal alışverişler! Ama gidip bir domatesi pazarda, elleyip, domatesin kırmızılığını görüp, seçip, kokusunu hissedip öyle domatesi almak başka bir keyif verir. Hayatın devamlılığını verir. Burada arkadaşlarımız, 2,5-3 aylık süreç içince tiyatronun nasıl engin bir sanat dalı olduğunu öğreniyorlar. Yani, deneyimlerimizi aktarıyoruz biz arkadaşlarımıza. Yaşadıklarımızı aktarıyoruz. O yaşamdan onlar da süzgeçlerinden bir şey çekiyorlar. Altan abi’nin şu anlattıklarıyla, ben hayatın başka bir yolundan girebilirim. Oyuncu ve oyuncu adaylarının bunları göz önüne almaları gerekiyor. Yoksa çok kolay ya da çok hafife alınacak bir meslek değildir oyunculuk!” dedi.<br />
NURAN KUTLUBAY, ‘’ BİRÇOK SPİKERDE DİKSİYON HATASI VAR’’<br />
Yıllardır TRT spikerliği yapan şu anda Spikerlik.Org hocalarından Nuran Kutlubay, spikerlerin canlı yayınlarda ne yapacaklarını şaşırdıklarını belirterek, “ Birçoğunda aslında diksiyon hataları görüyorum. Ayrıca, aktarım ve ifade bozuklukları görüyorum. Özellikle, canlı yayınlarda yapılan röportajlarda, konuklu söyleşilerde doğru soruların sorulamadığını görüyorum. “Türkiye’de Allah habercileri sever” gibi, bir söz kullanacağım. Çünkü çok haber var ve biz bunları 2 gün geçmeden unutuyoruz adeta. “Hangi haber başa çıkacak? Hangi haber manşete gelecek?” Uzmanı getirecek, konuğu getirecek, onunla konuşacak. Spikerlerin okuduğu haberi en iyi şekilde aktarması gerekiyor ve o konuya ilişkin en iyi röportajı yapabilme yeteneğine sahip olması gerekiyor.” dedi.<br />
Ustalardan Bülent Özveren ise meslektaşları ve meslektaş adayları ile ilgili şunları söyledi ‘‘Şöyle demekte yarar var sanıyorum, yeni meslektaşlarımızın amacı ne olursa olsun bir şeyi garantiye alıyor buradan, mezun olduğu anda artık Türkçeyi doğru ve düzgün konuşmaya başlıyor. Medyaya girebilir, bir radyo – televizyona girebilir ya da girmeyebilir, ama yarın çocuklarına doğru ve düzgün Türkçe öğretecek. En büyük avantaj bu bence. Bu işi yapacak olanların eğitim alıp mesleklerini icra etmeleri… Eğitim almadan yapanların sayısı her geçen gün artsa da mutlaka bu gibi eğitim okullarından yapacakları işin eğitimini almaları gerekiyor… Tabii, kim spiker olabilecek, ben derslerimde bunu anlatıyorum. En iyi, en farklı olan kazanacak. Yani, bir dönem diyelim 15 arkadaş eğitim alıyor. Bunun 15’i de başarılı oluyorlar. Sonra bir TV kanalı spiker istiyor. 15’i birden başvuruyor. İçlerinden muhtemelen biri alınacak. O kim olacak? En başarılı olan… En iyi olan, en farklı olan… Onu anlatıyorum ben gençlere. Fark yaratmaları gerekiyor. Burada aldıkları eğitim, doğru bir eğitim. Benden de, diğer hocalardan da. Ama kendi kendilerine üzerine katmaları gerekiyor. Kültürlerini alıştırıp, geliştirmeliler. Ben bir habere gitsem bu haberi nasıl verirdim, diye düşünmeleri gerekiyor. Hayali şeyler de yapmalılar ki, yarın böyle şans ortaya çıktığı zaman, ben hazırım, ben bunu yaparım demeliler.’’dedi.<br />
Oyunculukta usta isimler arasında yer alan Ali İpin ise mesleği ile ilgili şunları söyledi: “Oyunculuk yapmak isteyenler ve yapanlar sadece ve sadece söz söylemekle oyunculuk yapılmayacağını bilmeliler. Tabii ki bütün bedeniyle, gözüyle, kaşıyla, kulaklarıyla, burnuyla, ağzıyla, parmaklarıyla, göbeğiyle. Bilmiyorum daha öncesinde dikkatini çekti mi? Gülmek ve ağlamakta insanın yüzünün aldığı şekil aynı. Oyuncu olarak düşündüğünüzde, gülmek de zordur, ağlamak da. Ama çalışa çalışa, senelerini vere vere, öğrene öğrene bu işlerin üstesinden gelebiliyorsunuz. Oyunculuk bir veya iki kare rol alarak olmaz. Her zaman meslektaşlarımızın kendisini geliştirmesi ve en iyi sonuca nasıl ulaşabilirim diye çabalamaları gerekiyor.’’dedi<br />
Dünyanın önde gelen oyuncuları seslendiren SUNGUN BABACAN ise meslektaşları ve sektör ile ilgili ilk kez açıklamalar da bulundu,’’ İyi bir seslendirme kendini vererek olur. Yani, zaten belli bir donanımın olması gerekir. Ondan sonra filmin içine gideceksin. Konuştuğun adam olacaksın, kendini o sanıp o olacaksın. Bence yapılan en büyük hata, teklememeye çalışmak. Aman teklemedim demek. Halbuki istediğiniz kadar tekleme özgürlüğüne sahipsiniz. Önemli olan ekrana çıkan iştir. Aman şu repliği bir atlatayım kazasız belasız. Benden gitsin de nereye giderse gitsin, dediğiniz zaman olmaz. Replik bana geldi, şimdi göstereyim demek gerekir. Öncelikle düzgün Türkçe konuşmayı, daha sonra seslendirmede dikkat etmeleri gereken şeyler. Seslendirmenin incelikleri… Ayrıca, stüdyo uygulamalarıyla pratik yapmaları gerekiyor bu işi yapanların ve yapacakların. Ben 4.mızrakçıyla başlamıştım. Uzun yıllar 4.mızrakçıyı, ondan sonra 3,2,1, sonra prensleri konuşmaya başladım. Seslendirme ile iyi-kötü geçiniyoruz. (Gülerek) Mesela, ben sadece seslendirme yapıyorum. Eskiden seslendirme yönetmenliği yaptım, tiyatro deneyimim var. Uzun yıllar çevirmenlik yaptım. Ama, şimdi sadece kendimi, seslendirmeye kanalize ettim. Bu işe yeni girecek olanlar, kendilerini farklı alanlarda da geliştirmeliler. Seslendirme dediğin zaman, sadece film seslendirmesi yok. Yerli seslendirmesi olabilir, yabancı film seslendirmesi olabilir, belgesel olabilir, reklam seslendirmesi olabilir, tanıtımlar olabilir. Çizgi film olabilir.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/ustalarin-gozuyle-spikerlik/">Ustaların Gözüyle Spikerlik</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/ustalarin-gozuyle-spikerlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spikerlik Açısından Ses</title>
		<link>https://spikerlik.org/sesin-nitelikleri/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/sesin-nitelikleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 17:28:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik kursu]]></category>
		<category><![CDATA[sunuculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=746</guid>

					<description><![CDATA[<p>1. Şiddet Sesin kulağımıza yaptığı etkidir. Sesin şiddet açısından değişiklik göstermesi akciğerlerden çıkan hava akımının derecesine bağlıdır. 2. Yükseklik: Sesin tiz ya da pes (ince ya da kalın) olma özelliğidir. Akciğerlerden gelen hava akımıyla ses kirişlerindeki titreşim sayısına bağlıdır. Bun agöre pes ses (Göğüs ses), tiz ses (kafa sesi), orta ses olarak bölümlenirilir. 3. Tını: [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/sesin-nitelikleri/">Spikerlik Açısından Ses</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Şiddet Sesin kulağımıza yaptığı etkidir. Sesin şiddet açısından değişiklik göstermesi akciğerlerden çıkan hava akımının derecesine bağlıdır.<br />
<span id="more-746"></span>2. Yükseklik: Sesin tiz ya da pes (ince ya da kalın) olma özelliğidir. Akciğerlerden gelen hava akımıyla ses kirişlerindeki titreşim sayısına bağlıdır. Bun agöre pes ses (Göğüs ses), tiz ses (kafa sesi), orta ses olarak bölümlenirilir.<br />
3. Tını: Şiddeti ve yüksekliği aynı olan sesleri birbirinden ayıran özelliktir. Sesin rengi olarak da tanımlayabiliriz. Açık tını, koyu tını, orta tını olmak üzere üçe ayrılır. Açık tını kafa sesiyle, koyu tını göğüs sesiyle, orta tını da rahat ve zorlamasız orta seslerle denk düşünülebilir.<br />
Not: Her spiker ve sunucunun, konuşmanın içeriğine göre sesinin şiddetini, yüksekliğini ve tınısını ayarlayabilmesi gereklidir. Örneğin, hoş etki bırakan öyküler, masallar, içtenlik etkisi bırakan söyleşiyer için açık tınılı bir ses kullanılır. Mantıksal anlatıma dayalı metinler, özdeyişler orta tınıyla; umutsuzluklar, derin acılar, üzüntüler anlatılırken koyu tınıyla seslendirilir.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/sesin-nitelikleri/">Spikerlik Açısından Ses</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/sesin-nitelikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyonun Yarattığı İzlenim</title>
		<link>https://spikerlik.org/radyonun-yarattigi-izlenim/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/radyonun-yarattigi-izlenim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 17:23:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radyo ve Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[radyo programcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Radyo, aynı zamanda moral veren bir iletişim aracıdır. Bazen, omzuna başınızı dayayacağınız bir anne gibidir. Bazen, öğüdü dinlenecek bir babadır. Bazen, bir şeyler paylaşacağınız bir sevgili olur. Dinleyicide oluşturduğu özgün düşünsel görüntülerle bazen, bir sırdaştır. Yalnızlığa çare olan bir dosttur. Bilgi kaynağıdır, sessizliğin etkisini azaltan bir ses, bomboş bir zamanı doldurma aracı, hepsinin ötesinde, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyonun-yarattigi-izlenim/">Radyonun Yarattığı İzlenim</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Radyo, aynı zamanda moral veren bir iletişim aracıdır. Bazen, omzuna başınızı dayayacağınız bir anne gibidir. Bazen, öğüdü dinlenecek bir babadır. Bazen, bir şeyler paylaşacağınız bir sevgili olur. Dinleyicide oluşturduğu özgün düşünsel görüntülerle bazen, bir sırdaştır. Yalnızlığa çare olan bir dosttur. Bilgi kaynağıdır, sessizliğin etkisini azaltan bir ses, bomboş bir zamanı doldurma aracı, hepsinin ötesinde, bir arkadaştır.<br />
Radyo yayın planlamacıları, yukarıda açıklanmış olan zaman dilimleri, yaşantı ritmi, kişisel konumlar, duygusal durum, rakip iletişim ortamlarının (televizyon, ses kaseti, videoklip, CD) durumu vb. değişkenleri göz önünde tutarak yukarıdaki kişiliklerden hangisini ne zaman kullanacaklarına karar vermeli ve yapımları ona göre yerleştirmelidirler.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyonun-yarattigi-izlenim/">Radyonun Yarattığı İzlenim</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/radyonun-yarattigi-izlenim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spiker İyi Bir Konuşmacıdır.</title>
		<link>https://spikerlik.org/spiker-iyi-bir-konusmacidir/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/spiker-iyi-bir-konusmacidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 15:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik kursu]]></category>
		<category><![CDATA[sunuculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=740</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster kalabalık bir gruba konferans veriyor, isterse arkadaş sohbetinde anısını anlatıyor olsun, iyi bir spiker ne söyleyeceğini bilir; kendine, bilgisine ve birikimine olan güvenini karşıya aktarır. Bunu sağlayabilmek için de çok yönlü bir ön hazırlık yapar. Kendisine yöneltilebilecek soruları yanıtlayabilecek, ya da en azından doğru yönlendirebilecek kapasitededir. Bilgi dağarcığının zenginliği, düşünsel yetkinliğini de arttıracak, neyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/spiker-iyi-bir-konusmacidir/">Spiker İyi Bir Konuşmacıdır.</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İster kalabalık bir gruba konferans veriyor, isterse arkadaş sohbetinde anısını anlatıyor olsun, iyi bir spiker ne söyleyeceğini bilir; <span id="more-740"></span>kendine, bilgisine ve birikimine olan güvenini karşıya aktarır. Bunu sağlayabilmek için de çok yönlü bir ön hazırlık yapar. Kendisine yöneltilebilecek soruları yanıtlayabilecek, ya da en azından doğru yönlendirebilecek kapasitededir.<br />
Bilgi dağarcığının zenginliği, düşünsel yetkinliğini de arttıracak, neyi ne kadar söylemesinin daha uygun olacağına, dinleyicisini gözeterek, kolayca ve doğru olarak karar verebilecektir.Çünkü, konusuyla ilgili tüm ayrıntılar dinleyenleri ilgilendirmeyebilir. Bu durumda kişinin bir seçme yapması gerekecektir. Konusunun bütününe olan hakimiyeti, gerekliyi gereksizden ayırt edebilmesini, seçenek sunabilmesini ve anında değişim yapabilme esnekliğine sahip olmasını getirecektir.<br />
İyi Bir Spiker ya da Sunucu, Titiz Bir Planlamacıdır<br />
Anlattıklarının dinleyiciyi yormadan kolayca kavranmasını isteyen konuşmacı, aktaracaklarının ilgi ve önemine göre bir sıralama yapar. Ancak bu sıralamayı yaparken, kişinin dikkati, konu-dinleyici ilişkisinin doğru olarak saptanması üzerinde yoğunlaşır. Diğer bir değişle konuşmacı, aynı konuyu farklı gruplara, farklı bir sıralamayla anlatır.Çünkü planlamayı belirleyen, dinleyenlerin nitelikleridir.Bu nedenle, bazen ana düşüncelerin, bazen de destekleyicilerin sıralamadaki yerleri değişebilir.<br />
İyi Bir Spiker ya da Sunucu, İyi Bir Gözlemcidir<br />
Çevresinden algıladıklarını, duyguları ve birikimiyle harmanlayıp, eyleme dönüştürebilir. Kendini çevreleyen dünyaya, çevresindeki insanlara, olaylara ve durumlara karşı uyanıktır. Bunlarla ilgili gözlem ve bilgileri, konuşmalarını zenginleştirmek, somutlaştırmak ve etkileyiciliğini arttırmak için kullanır. Gözlem yeteneğini geliştirmek, konuşma eylemi sürerken dinleyicinin tepkilerini izlemesini ve bu tepkiler doğrultusunda gerekli değişimleri yapabilmesine olanak sağlar.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/spiker-iyi-bir-konusmacidir/">Spiker İyi Bir Konuşmacıdır.</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/spiker-iyi-bir-konusmacidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spikerlik Açısından Radyo ve Televizyonda Görüşme Teknikleri</title>
		<link>https://spikerlik.org/spikerlik-acisindan-radyo-ve-televizyonda-gorusme-teknikleri/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/spikerlik-acisindan-radyo-ve-televizyonda-gorusme-teknikleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 15:31:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radyo ve Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[radyo programcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon yayıncılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster gazete, ister radyo, isterse televizyon olsun hepsinde en çok ilgi gören insan hikayelerinin anlatıldığı, fotoğrafların bulunduğu, insanların yer aldığı ve kendilerini okuyucunun, dinleyicinin, izleyicinin karşısına çıkardıkları bölümlerdir. Çevrenizde, insanın içinde bulunmadığı herhangi bir şey olamaz. Ayrıca bir toplumda insanların ne yaptığına, kimlerle görüştüğüne, ne yiyip içtiğine, tercihlerinin ne olduğuna vb. ilişkin bu kadar büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/spikerlik-acisindan-radyo-ve-televizyonda-gorusme-teknikleri/">Spikerlik Açısından Radyo ve Televizyonda Görüşme Teknikleri</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İster gazete, ister radyo, isterse televizyon olsun hepsinde en çok ilgi gören insan hikayelerinin anlatıldığı, fotoğrafların bulunduğu, insanların yer aldığı ve kendilerini okuyucunun, dinleyicinin, izleyicinin karşısına çıkardıkları bölümlerdir. Çevrenizde, insanın içinde bulunmadığı herhangi bir şey olamaz. Ayrıca bir toplumda insanların ne yaptığına, kimlerle görüştüğüne, ne yiyip içtiğine, tercihlerinin ne olduğuna vb. ilişkin bu kadar büyük merak da düşünüldüğünde, yayınlar da doğaldır ki, bu merak paralelinde yapılacaktır; en yüksek tirajlı gazeteler bile, ek çıkaracaksa bilgi içeriği yüksek olanı değil, görsel malzemesi yüksek olanı seçecektir. Bu görsel malzemenin de olabildiğince kadınlar ve kadınlarla ilgili şeyler; özel hayatlar; zenginler; zenginlerin ve sosyetenin yaşamı olmasına dikkat edilir. Kadınların hep aynı kişiler olmaları, her gün çeşitli iletişim araçlarında görülmeleri, her şeylerinin artık bütün ayrıntılarıyla ezberlenmiş olması bile bir değişiklik yaratmayacaktır. Çünkü, onları merak eden birisi her zaman, her yerde vardır.<br />
Monica ile Clinton’ın yaşadığı macerayı; Prenses Diana’nın yaşamını; Hillary Clinton hakkında yazılıp söylenenleri hatırlayın. Mankenlerimiz ve görsel iletişim araçlarında boy gösteren artistlerimizi göz önüne getirin. Bunlara ve benzeri türdeki hikayelere merak duyanları, açlığın dürtüsüyle başını lokantanın vitrinine dayayıp içeriyi seyreden ve düş kuran insana benzetebiliriz. Yemek isteği nasıl kaçınılmazsa, perdesi çekilmiş pencerelerin ardında olanları görmek, bilmek; kulaklara fısıldananların ne olduğunu duyabilmek; kafaların içindeki düşünceleri bilmek isteği de önüne geçilmezdir.<br />
Başından geçen bir olayı anlatmak için iletişim araçlarında boy gösterenleri; haklarında dedikodu üretildiğini ileri sürüp, her şeyin doğrusunu anlatmak iddiası ile mikrofon ya da kamera karşısına geçenleri; “bildiklerimi açıklarsam, deprem olur” iddiasıyla kendini gösterenleri, gerine gerine dolaşanları düşünün, hepsinin temelinde insanın doymak bilmeyen merakı vardır. İşte, bu merakı iyi bilen ve istismar eden iletişim araçları da kendilerini gönül rızası ile kullandırmaktadır. Çünkü doymak bilmeyen meraklara seslenmenin bir getirisi vardır: Reytingler ve kazanç! İşte bu nedenle, “paparazzi” olarak tanımlanan programlar yapılır. Televoleler bir iken ikiye, iki iken üçe çıkar. Bir kişiyi “sevgilisi” olarak damgalayabilecekleri bir başka kişiyle birlikte görüntüleyebilmek veya gerçekten sevgilisiyle yakalayabilmek için geceleri eğlence mekânlarının kapılarında, karanlık köşelerde foto muhabirleri bekler, flaşlar patlar, durum saptanır. Gizli kamera programları aynı merakı karşılamak için yapılır.<br />
Merak yalnızca böyle şeylere yönelmez. Kanlı olaylara, çekilen ızdıraba da merak duyulur. Bu tür hasta beyinler olduğu içindir ki, “reality show” diye adlandırılan programlar yapılır; hastane dizileri çekilir. Acil servisler görüntülenir. Onun için, ağır yaralanmış insanların ağzına mikrofon uzatılır, kamera objektifleri yöneltilir ve hiçbir tanıma sığmayan bir tavırla, “neler hissediyorsunuz, olay nasıl oldu?” diye sorulur.<br />
Şimdi ortak noktalara bakalım. İki kilit sözcük var: İlgi ve merak. Kim kimdir? Güzel midir, çirkin midir, iyi midir, hoş mudur, yamuk mudur, düzgün müdür? Parası nereden gelir? Taktığı takıştırdığı şeyleri nereden bulmuştur? İlgi ve merak bu konulara yönelirken, konuların merkezinde insan var. Kadın ya da erkek fark etmiyor. İlgi ve merak hepsine yöneliyor. Ama ilgi ve merakın daha çok yöneldiği kadın.. Çünkü doğanın temelindeki dürtü, cinsellik kadını daha çekici yapıyor. Konuların ele alınmasında olumlu ya da olumsuz yaklaşım da fark etmiyor. Çünkü “reklamın iyisi kötüsü olmaz” kuralı işliyor. İyi ya da kötünün düşünülmediği bir ortamda ilgi ve merak konusu olmak, olayların merkezinde olmak, tanınmayı, bilinmeyi getiriyor. Tabii o da parayı.<br />
Burada unutulmaması gereken çok önemli bir konu, olayların ortasındaki bu kişilerin “satışı” dır. Yani ambalajıdır, görüntüsüdür, “havasıdır”. Ambalaj, yani “hava” iyiyse satış müthiştir. Herkes haklı haksız, yerli yersiz, geçerli geçersiz görüş bildirmeye başlar. Kişi medyanın ilgisini çeker, çünkü tüketilebilecek bir malzemedir. Dinleyici, izleyici getirir, dinleyici ve izleyici reklam getirir, reklam da parayı getirir.<br />
İşte burada iletişim araçları – yaygın tanımıyla medya – açısından en patlayıcı, parlayıcı karışım ortaya çıkar: İnsan – ilgi ve merak – “satış” / “hava” – tanınmak – kazanç. Bu öğeler bir araya geldiğinde, artık, gerek iletişim araçları gerekse medyanın seslendiği tüketiciler açısından karşı konulamaz bir durum ortaya çıkmıştır. Bizler oturur, “haber bülteni” adı altında uzayıp giden aktüalite, hatta daha doğru tanımlamayla magazin yapımlarını izlemeye başlarız. Defalarca başa alınan görüntüler, ağlayanlar, dövünenler, sinirlenen, bağıran insanlar, kan, şiddet, dehşet vb. düzenlenmiş, gerçek olmayan mizansen olaylar, görüntüler… Bu, ad konamayacak yapımlar, bazen “satış” için, bazen “tehdit” için, bazen “şantaj” vb. şeyler için kullanılabiliyor. Reytingleri alt üst edecek, “deprem yaratacak” yapımlar ortaya çıkıyor. O radyolar, gazeteler, televizyonlar, o programlar o yaklaşımlarıyla dinleyici, izleyici, okuyucu buluyorlar. Günümüzün düzeni bu.<br />
Amacın sansasyon olduğu örnekler için bakıldığında, yayınlarda gördüğümüz bütün o olumsuz yaklaşımlar önlenebilir mi? İletişim araçlarında çalışanların sorumlulukları, yükümlülükleri var mıdır? Vardır. Yazılı, sözlü ve görüntülü basında sorumlulukların, yükümlülüklerin sınırı, kamunun çıkarıdır, kamu güvenliğidir. Biraz önce özetlediğim ilgi ve merakın yöneldiği kişisel, özel özgürlükler alanı, ancak kamunun çıkarı olduğu, kamu güvenliği gerektirdiği taktirde açıklanmalıdır. Peki, kamunun çıkarı nerededir? Dedikodular ya da temel insan zayıflıklarının sergilenmesinde mi, yoksa gerçeklerin ortaya çıkarılmasında mı? Basın mensubunun görevi, kamunun genelini ilgilendirme sınırında başlar ve biter. Özel alanlar kişilerin rızası olmadan ortaya çıkarılamaz. Kişisel özgürlük alanına girilemez. Kişilerin izni olsa bile, açıklanabilecek, açıklanamayacak konular olduğu unutulmamalıdır. Peki, diyeceksiniz ki, bu sınırdan öteye geçilemeyecekse, o insanı nasıl tanıyacağız? Kamusal alanda olan bizler ve okuyucular, izleyiciler, dinleyiciler, o kişisel özgürlük alanına giremeyecek ve ancak, bilinmesi gereken kadarıyla o kişiyi tanıyacağız. Kural bu. Özel hayatlar, kişisel özgürlük alanları kamunun güvenliğini, kamu sağlığını, kamunun varlığını sürdürmesini ilgilendiriyorsa, yine ancak gerektiği oranda, özel, kişisel özgürlük alanlarına girilebilir ve bu konuda açıklamalar yapılabilir. Uyulması gereken başka kurallar da var: Program sırasında orada olmayan ve cevap veremeyecek durumda olan kişilerle ilgili bir şey söylememek. Kendisini savunamayacak durumdaki kişiye suçlamalar yöneltmemek. Yan tutmamak. Kişilik haklarına saldırmamak. Hakaret etmemek. Kanıt olmadan suçlamada bulunmamak. Görüşmeyi, amaçlı ve zorlayıcı biçimde yönlendirmemek. Bunlar yapılacak görüşmede uyulması gereken etik-ahlakî kurallar.<br />
Bir yanda bu etik zorunluluklar, öte yanda, kazanç demek olan reyting. Medya çalışanı ikisinin arasına sıkışmıştır.<br />
Medya açısından, kışkırtıcı, baştan çıkarıcı ve koyduğumuz kuralı bozmaya bizi iten daha başka yapay nedenler de var: Medyanın sığındığı reytingler, yani izleyici ölçümleri. Bunlar aslında reklamların değerlendirilmesi için bulunan ve uygulanan, ama ülkemizde programların izlenmesine yönelik olarak kullanılan ölçüm teknikleri. Bu reytinglerin anlattığı varsayılan, “en çok seyredilen biziz” veya “halk böyle istiyor, biz de onun istediğini veriyoruz” biçimindeki açıklamalar çok yanıltıcı. Daha doğrusu kolaycılık… Ama, bu da hayatımızın bir gerçeği ne yazık ki…<br />
Mesleğinin kuralları ile reyting baskısı arasına sıkışmış bir yayıncı…<br />
Şimdi geliyoruz işin teknik bölümüne. Söyleşi tekniğine. Söyleşiyi yapan kişinin, yani konukla konuşacak olan kişinin, öncelikle aklında tutması gereken şey şudur: görüşmenin sahibi kendisidir. Ele alınacak konunun sahibi konuktur. O konuk anlatacakları olduğu için çağırılmıştır. Öyleyse kendisinde bulunan bilgiyi açıklamasına, anlatmasına olanak verilmelidir. Söyleşiyi yapan kişinin birinci görevi, bu bilginin üçüncü kişilere, dinleyicilere, izleyicilere aktarılmasını sağlamaktır. Kısaca, söyleşiyi yapan konuğunun kendisinden daha bilgili olduğunu bilecek, bu bilgiyi dinleyicilere-izleyicilere aktarmasını sağlamak amacıyla görüşmeyi başlatacak, sürdürecek ve bitirecektir.<br />
Bir söyleşi programının, amaçlandığı biçimde bilgi aktarıcı olabilmesi için belirli ön koşullar vardır. Bunlardan birincisi, o söyleşinin, günlük yayın akışında açıklanmış olduğu saatte başlamaması gerektiğidir. “Ne demek bu, peki hangi saatte başlasın?” diye soracaksınız. Çok öncesinden başlaması gerekir. Çünkü, söyleşiyi yapacak olan kişi öncelikle araştırma yapmalıdır. Ele alınacak konunun, dağılmadan, anlaşılır bir bütün halinde dinleyicilere-izleyicilere aktarılabilmesi için, söyleşiyi yapan kişi çok derine inemese de en azından konunun ne olduğunu öğrenmelidir. Söyleşi yapanın çok işine yarayabilecek başka şeyler arasında, en önemlisi kamuoyunda, ele alınacak konu açısından sorulmakta olan ve cevap bekleyen sorulardır. Konunun değişik yönleri varsa, bir tartışma sürmekteyse, çeşitli görüşleri ortaya atan uzmanlara danışılmalıdır. Sonra araştırılması gereken kişi konuktur. Nasıl bir kişidir? Kekeme midir? Heyecanlı mıdır? Tutuk mudur? Kendini beğenmiş midir? Aklı dağınık, düşüncelerini toparlayamayan bir kişi midir? Sahip olduğu bilgiyi, yalnızca kendisinin anlayabileceği sözcüklerle mi anlatır? Listeyi uzatabilirsiniz, ama bunlar yapılması gerekenlerin en önemlileri. Ancak bunlar yapıldıktan sonra, söyleşiyi yapacak kişi, söyleşiye ilk adımı atmış sayılabilir. Sayılır demiyorum, çünkü, bu söyleşi yapılıp bitinceye kadar daha yapılması gereken birçok şey var.<br />
Söyleşiyi yapacak olan kişi ile konuk, söyleşiden önce karşı karşıya gelmelidirler. Amaç, sansasyon yaratmak, kişiyi zor durumda bırakmak vb. gibi şeyler değil de, bilgi aktarmak ise, iki kişinin böyle karşılaşmaları ve sorulacak sorular üzerinde görüş birliğine varmaları esastır. Ama sanılmasın ki, söyleşide yalnızca, gözden geçirilen bu sorular sorulacaktır. Konu üzerinde önceden yapılmış olan araştırma, söyleşi sırasında değinilmeyen bir bölüm, geri planda kalan önemli bir nokta vb. yeni sorular sorulmasına olanak tanıyacaktır. Söyleşi böylece daha kapsamlı, daha renkli hale gelecektir. Yani söyleşiyi yapan, sorması kesinlikle gereken sorular dışında ek sorular da hazırlamalıdır.<br />
Bu basamaklar geçildikten sonra, belki de ilk kez stüdyoya girecek olan konuğun, bu yabancı ortamdan ürkmemesini sağlamak için rahatlatılmasına sıra gelir. Bir yayıncı için hiçbir ürkütücü yanı olmayan bir stüdyo, konuk için tam anlamıyla korku kaynağı olabilir. Yıllardır aynı işi yapan haber sunucularında bile, programın başlamasının hemen öncesinde kısa süreli de olsa kalp atış hızının dakikada 120’nin üstüne çıktığı, tansiyonun tehlikeli derecede yükseldiği, solunumun aksadığı bildirilmiştir. Böylesine deneyimli kişiler bile böylesine etkileniyorlarsa, ilk kez stüdyoya geleni bir düşünün. Onun için söyleşiyi yapacak olan kişi, konuğu yayının öncesinde stüdyoya sokmalı, orada biraz süre geçirmesini sağlamalı, çevredeki aygıtlar hakkında bilgi vermelidir. Çünkü amaç, söyleşiyi başarıya ulaştırmaktır. Söyleşiyi yapacak olan kişi, programın başlamasından hemen önce konuğuna, stüdyodaki aygıtları unutmasını, yalnızca karşılıklı yapacakları konuşma üzerinde yoğunlaşmasını söylemelidir.<br />
Her söyleşinin bir amacı olmalıdır. Amaç bilgilendirmekse görüşme bir noktadan başlamalı ve belirli bir noktaya yönelmelidir. Bu amaca ulaşmak için biraz önce söylediklerimin hepsi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Amacı olan bir söyleşide üç temel zorunluluk var:<br />
1. Giriş doğru yapılmalıdır. Çünkü giriş bir sergilemedir, görüşmenin çerçevesini çizecek başlangıçtır.<br />
2. Doğru sorular sorulmalıdır. Doğru sorular sorulmadıkça görüşme amaçsız kalacaktır. Ya da bir amaç olsa bile, ona ulaşılamayacaktır. Bu ilk iki gereklilik için araştırma çok önemlidir.<br />
3. Sorular doğru sorulmalıdır. Sorular doğru sorulmazsa, yani anlaşılır, düzgün, doğru Türkçe kullanılmazsa yapılanların tümü boşa gidecektir.<br />
Artık söyleşi başlayabilir. Soruları soran dinlemesini bilmek zorundadır. Dinlemediği taktirde, görüşmenin yönünün sapmasına yol açabileceği gibi, sorduğu ve cevabını aldığı soruyu tekrarlaması tehlikesi bulunacaktır. Hiçbir yayıncı bu duruma düşmemelidir. Soru soran, görüşmenin yıldızı değildir. Görüşmenin yıldızı konuktur. Soruları soran yalnızca konukla dinleyici-izleyici arasında bir aracıdır. Orada oturup soruları sorarak, yalnızca görevini iyi yapmak zorundadır. Öne çıkmayı, yıldız olmayı, ünlü olmayı düşünmemelidir. Görevini iyi yaptığında beklediklerinin tümünü zaten elde edecektir.<br />
Görüşmeyi yapan, yani soruları soran hiçbir zaman bilgiçlik taslamamalıdır. Usta bir konuşmacı bilgisizlik görüntüsünden yola çıkarak, karşısındaki konuktan en kapsamlı bilgiyi elde edebilir. Bir “rakip” ile karşı karşıya olmadığını gören konuk rahatlayacak ve açılacaktır.<br />
Çok iyi ön hazırlıklardan geçmiş olan bir söyleşi bile sonuna kadar akıcı gitmeyebilir. Konuğun dikkati dağılabilir, söyleyeceğini unutabilir, sıkılabilir, üzülebilir, tutulabilir vb. Bu gibi hallerde kullanılmak üzere, soru soran kişi yan konular hazırlamış olmalıdır. Bu konular ele alınan konu ile ilgili olmayabilir: Gazetedeki bir fıkra; o gün radyolarda televizyonlarda duyulan, görülen ilginç bir olay; konuğun içinde bulunduğu engelleyici havayı değiştirecek bir konu vb. çok kısa bir süre için de olsa, konuğun takılmasına yol açan etkiyi ortadan kaldırabilir ve görüşmenin sürmesini sağlayabilir.<br />
Soruları soran, yani söyleşiyi yapan, değişik roller üstlenebilmelidir. Görüşmenin gidişine göre, ısrarlı bir araştırıcı, güvenilir bir sırdaş, dost, ruh bilimci, kurnaz bir görüşmeci, başarılı bir pazarlıkçı, bazen de etkili bir pazarlamacı olabilmelidir. Yalnızca boyu uzun; yüzü ve vücudu güzel olan; amaçsız boş konuşmayı, yani zevzekliği iyi beceren bir kişi, çizmek istediğim çerçevede konuşmacı, görüşmeci, sunucu olamaz. Mankenlik ve güzellik, hiçbir zaman sunuculuğun ön koşulu olamaz. Olsa olsa reyting’in ön koşulu olabilir. Konuşmayı, görüşmeyi, sunuşu, yapanın bacaklarının uzunluğu, göğüslerinin güzelliği vb. şeyler hiç önemi olmayan şeylerdir. Çünkü sunucunun, konuşmacının, görüşmecinin yapması gereken güzelliğini göstermek değil, sözleri ustalıkla ve etkinlikle kullanmaktır.<br />
Soruları soran, girişim üstünlüğünü karşısındakine kaptırmamalıdır. Soru sormak yalnızca soru soranın, yani görüşmeyi yapanın hakkıdır. Görüşmeyi yapan, hep soruları soran kişi olmalıdır. Konuk da hep cevap veren olarak kalmalıdır. Konuk, rolünü ezberlemiş, birbirini izleyen bilgileri susmadan, ardı ardına sıralamaya başlamışsa, görüşmenin kontrolü elden gidiyor demektir. Soruları soran müdahale etmeli, bu ezberci gidişi kesmek için araya girmeli, ama, aynı zamanda karşısındakini durdurmaktan da kaçınmalıdır. Akış, her zaman, görüşmeyi yapanın denetiminde olmalıdır.<br />
Amacın bilgi aktarımı olduğunu söylemiştim. Soru soran ve cevap veren yalnızca kendilerinin anladığı sözcüklerle konuşmaya başladığında, bilgi aktarımı bitmiş demektir. Onun için, görüşmede anlaşılmazlıkla sonuçlanacak özel terimler kullanılmasından kaçınılmalıdır. Önemli olan, herkesin anlayacağı dilde konuşmaktır. Görüşmeyi bu yönde tutmak da, soruları soran ve görüşmeyi yöneten kişinin sorumluluğudur.<br />
Görüşmede çok önemli bir başka nokta seslenme biçimidir. “Sayın seyirciler” ya da “sayın dinleyiciler” en çok kullanılanları. Oysa düşünün, “sayın” diye seslendiğiniz kişilerin içinde haydut var, hırsız var, dolandırıcı var, ahlaksız var. Bunların hiçbiri bu sözcüğü hakeden kişiler değil. Sonra bir yayıncının izleyici, dinleyici için saygı duyduğunu sözlerle belirtmesine gerek yok. İşini iyi yapması, profesyonel olması yeterlidir. Sonra, sevgili, çok sevgili, çok sayın, ağabey, abla gibi sözcükler de hiç kullanılmamalıdır. Yayıncının kullandığı dil, dolaysız seslenme dili olmalıdır. Günlük yaşantınızda, biraz önce söylediğim türden sözcükleri kullanıyor musunuz? Ayrıca, izleyici-dinleyici açısından, görüşmeyi yapan ile konuk arasındaki akrabalık, duygular, kişisel ilişkiler de hiçbir anlam taşımamaktadır. Çözüm ise çok kolaydır: Diyelim ki karşınızda Cumhurbaşkanı var, soruyu ona soracaksınız. Ya “Sayın Cumhurbaşkanı” dersiniz, çünkü bu o kişinin resmi ünvanıdır, ama adını eklemezsiniz; ya da “Sayın” der ve ad, soyad ile devam edersiniz veya yalnız soyadını söyleyebilirsiniz. Böyle, resmi ünvan sahibi olmayan, ama ünlü bir kişi ile karşı karşıya iseniz, yapmanız gereken ad ve soyadını birlikte söylemek, sonraki seslenişlerde ise yalnızca “siz” demektir. Ünlü kişilerle karşılaştığınızda böyle bir yol izlemek, hem uygun hem de şık olur. Ünlü olmayan kişilerle yapılan görüşmede ise günlük hayatta kullanılan dolaysız seslenme biçimi kullanılmalıdır.<br />
Şimdi görüşmenin sonuna gelelim. Söyleşinin sonu nasıl olmalıdır? Her söyleşinin bir amacı olmalıdır, ama her söyleşi sonuçlanmak zorunda değildir. Söyleşinin sonunda söylenenleri toparlamak, özetlemek, artık, dinleyiciye-izleyiciye hakaret gibi bir şey olmaktadır. Herkes söylenenden kendi payına düşeni alır ve anlar. Onun ötesinde bir şeyler anlatmaya çalışmak anlamsız bir çabadır. Söyleşide zorlama yoktur. Söyleşinin bitmesi gerekmiyor. Sürenin sonunda görüşme bitmiyorsa, görüşmeyi yapan mikrofona ya da kameraya uygun bir biçimde veda eder ve kapatır. Örneğin: ‘Görüyorsunuz konu çok yönlü ve bu sürede burada bir sonuç alınması mümkün değil. Tartışma sürecek, biz gerektiğinde yine burada konuyu ele alacağız’ gibi bir şey söylenir ve program kapatılır. Bazen sorulan soruya alınan “yorum yok” cevabı gerçek bir cevaptan daha anlamlı olabilir. O açıdan, bitirmeye çalışmaktansa, “tartışma sürüyor biz şimdilik veda ediyoruz” biçiminde bir kapanış çok güçlü bir ‘son nokta’ olabilir.<br />
“Radyo”<br />
Radyo Nasıl Bir İletişim Aracıdır?<br />
Ülkemizde yayında tekelin kalkmasından sonra özel televizyonlarımızda kavgalı, kanlı görüntülerin nasıl bir anda ekranları doldurduğunu hatırlayınız. Niçin? Çünkü bu görüntüler sergiledikleri yoğun duygusal ortamlar nedeniyle izleyiciler için çekiciydi, televizyonların reyting ihtiyacı vardı. Onlar bu görüntüleri verdiler, kandan, şiddetten, dehşetten hoşlananlar izlediler. Benim gibi düşünenler ise, kansız, şiddetsiz, dehşetsiz kanallara geçmeyi tercih ettiler. Oysa, ben ve benim gibi düşünenler, bu olayları radyodan dinliyor olsaydık böylesine etkilenmeyecektik. Televizyonun müstehcen bir iletişim aracı olması, yani gizlisinin saklısının bulunmaması, her şeyin olduğu gibi görünmesi bir grup izleyiciyi o görüntülerden kaçmaya itmişti. Radyo ise böyle müstehcen bir araç değildir. Çünkü görüntü yoktur. Çünkü duyduğumuz sözler, algılanabilmek için beynimizdeki süreçlerden geçerken bir tür filtre edilir ve yapımıza, yönelişlerimize, ihtiyaçlarımıza, beklentilerimize uygun biçimde zihinsel görüntüler haline dönüşür. Duyduğumuz sözlerin anlattığı son derecede kanlı ve acı veren sahneyi kendi filtremizden geçirdikten sonra, kendimize göre dayanılabilir bir hale getiririz.<br />
Radyo dinleyicisi beynindeki düşünsel görüntülerle baş başa kalan kişidir. Bu konuşmam sırasında kullandığım “radyocu” tanımlaması da radyoya sahip olan, radyoya para yatırmış olan kişiyi değil; radyoda, sesi, efekti, müziği, sözü ve bunları dinleyicilere iletmek için o işletmede var olan araç gereci kullanan kişiyi/kişileri anlatmaktadır.<br />
Ben, çok teknik ve odaklanmış konuşmak istiyorum. Radyocu elindeki söz-müzik-efekt unsurları ile ne kadar etkili düşünsel görüntüler çizebilirse o kadar etkili, o kadar başarılı olur. Kısaca söylemek gerekirse; radyo yapımcılığı düşünsel görüntüler çizme sanatıdır.<br />
Bu görüntüler ne ile ve nasıl çizilir? Ses-söz, müzik, efekt ile çizilir. Bunları bir programın yapı taşları olarak tanımlayalım. İnsanların beyinlerinde yaratılan görüntüler, bazen anlatılan ile hiç ilgisi olmayan, ama çağrışım yaparak başka şeyleri hatırlatan görüntülerdir. Anlatılan bir doğum hikayesi ise, çocuğunuzun doğumunu hatırlatabilir. Bir ölüm ise, yakın çevrenizde tanık olduğunuz ve sizi çok etkilemiş bir ölümü aklınıza getirebilir. Bunların hiçbiri olmayabilir de. Beyninizde yaratılan görüntüler, olayla hiç ilgisi olmayan, kullanılan yapı taşlarının kullanılış biçimine göre oluşan görüntüler de olabilir. Bunlar artık o olayın gerçek görüntüleri değil, olayın sizdeki etkilerinin yarattığı kişisel izlenimin görüntüleridir, bilimsel bir tanımla bir illüzyondur-yanılsamadır. İşte bu görüntüler, bu yanılsama sizi ne kadar çok mutlu edebilirse, etkileyebilirse, irkiltebilirse, ürkütebilirse, vb. o kadar başarılı olacaktır. Bir kez daha yineliyorum: Buradaki sevinç, üzüntü, ürküntü, korku vb. gerçekle ilgisi olmayan, sizin düşün-bellek sisteminizde yaratılmış olan duygulardır. Öznel-kişisel duygulardır. Öznel algılamanın sonucudur. Aynı haberin, aynı yayının her kişide aynı/tek tip etki yaratması mümkün değildir.<br />
Radyonun etkisi işte buradadır. Sizden gelen etkilere, yani, biraz önce sözünü ettiğim filtreye olanak verdiği için, hayâl kurmanıza da zemin hazırlar. İnsan hayâl kurmasına olanak veren bir şeyi mi sever, yoksa gözünü ayırmasına bile zaman bırakmayan televizyon gibi bir iletişim aracını mı? İnsanın hayâl kurabilmesi için kendisiyle baş başa kalması gerekir. Eğer size hayâl kurduracak olan bir iletişim aracı ise, onunla da baş başa kalmalısınız. Radyo buna da olanak verir. Hem de dilediğiniz her yerde. İşte, otomobilde, yatakta, yemekte, banyoda, tuvalette. Listeyi siz uzatabilirsiniz… Radyo halâ olabilecek en değerli arkadaştır. En önemli iletişim aracıdır.<br />
Bütün bu anlattıklarımın bir özeti şu: radyo kişiseldir. Öznel bir iletişim aracıdır. Televizyon toplu olarak izlenir, sinema filmi de öyle… Ama, radyoyu toplu olarak izlemek mümkün değildir. Radyonun kişiselliği ve bilgi iletimindeki hızı onun öneminin sürmesini sağlıyor. Radyoyu, düşünsel görüntüleri en iyi ve etkili biçimde yaratmak ve bilgiyi en hızlı iletmek için kullanan radyocu en başarılı radyocu olur.<br />
Radyo, çevre ile çok rahat uyum sağlayabilen bir iletişim aracıdır. Kendini dinletmek için odaklanmış bir dikkat istemez. Kıskanç değildir. Radyo dinleyiciyi esir etmez, özgür bırakır.<br />
Radyo, günümüzde halâ en hızlı iletişim aracıdır. Haberler, gelişmelerin izlenmesi, kamu duyuruları, ivedi durum anonsları, trafik, hava durumu vb. radyonun hız üstünlüğünün tartışılmazlığını gösteren uygulamalardır. Bu uygulamaların olmadığı bir radyo çok önemli bir üstünlüğünü yitirmiş, amacının yarısına ulaşamamış demektir. Üstelik radyonun taşınabilirliğinin getirdiği, mekânda hareketlilik böylesine büyük bir avantaj sağlamışken..<br />
Radyo-Dinleyici İlişkisi<br />
Radyonun hangi amaçla kullanılacağı çok önemlidir. Bunu belirleyen de seçilmiş olan hedef kitledir. Yani, radyo kimler için yayın yapacaktır? Hedef kitle seçildiğinde, bu kitlenin yapısı araştırılmalıdır. Radyonun kişisel-öznel bir iletişim aracı olduğunu söylemiştim. O nedenle radyonun yayınının saptanan hedef kitledeki bireylere tam olarak ulaşması, en yüksek etkiyi yapmak açısından önemlidir. Kullandığınız dil anlaşılmazsa, seçtiğiniz müzik o hedef kitle içindeki insanların çoğunluğuna seslenemiyorsa, programlarınızı yerleştirdiğiniz zaman dilimleri içinde hedef kitleniz radyo başında değilse, televizyondaki programları tercih etmişse, onlara ulaşamazsınız.<br />
Böylece hedef kitleyi tam olarak belirledikten sonra, bu kitleye göre bir yayın planlaması yapmak esastır. Yayın planlaması radyoyu başarıya götürecek olan dinamodur. Bu, radyo açısından bakıldığında görünenler. Bir de dinleyici açısından bakalım. Çünkü, bir radyonun hedef kitlesine göre yayın yapması tek başına yeterli değildir. Hesaba katılması gereken bir başka önemli nokta, dinleyicinin radyo ile ne yaptığıdır. Dinleyici radyoyu bütün dikkatini vererek mi dinlemektedir? Yoksa radyoyu çevrede bir fon olarak, yani geri planda mı dinlemektedir? Hedef kitle, zamanının önemli bir bölümünü otomobilde geçiren hareketli bir grup ise, otomobilde geçirilen süre ne kadardır? Otomobil kullanırken tercih ettiği yayın, söz yayını mıdır, müzik yayını mıdır? Hedef kitle içindeki dinleyicilerin televizyonu tercih ettikleri zaman dilimleri hangisidir? Yaş gruplarının radyo tercihi ne yöndedir? Eğitim durumuna göre ağırlıkla seçilen radyo hangisidir? Bütün bunlar, radyonun dinleyici ile en uyumlu ilişkiyi kurması açısından belirleyici olan faktörlerdir.<br />
Radyoda Yapımlar<br />
Başlarken söyledim; programın yapı taşları vardır. Söz, müzik, efekt… Aslında, bunların tümü sestir. Ama, dinleyicinin duyduğu ses karışımının, yani, programın içinde bu yapı taşlarının hangi oranda bulunduğu çok önemlidir. Yalnızca müzik parçalarının arka arkaya dizildiği bir yapım, benim burada anlatmak istediğim yapım değildir. Doğru anlamda, bir yapım değildir. Yalnızca sözden oluşmuş bir yapım da doğru anlamda bir radyo yapımı değildir. Çünkü her iki örnek de, kullanılması gereken yapı taşları açısından eksiktir. Efektsiz bir yapım, düşünsel görüntüleri somutlaştırma açısından eksik bir yapım olacaktır. Yalnızca müzikten oluşan bir yayında bilgi içeriği yoktur. Yalnızca söz yayınının, müzik ve efektten oluşması gereken estetik desteği yoktur. Bu eksiklikler, tekdüzeliğe, dinleyicilerde ilgi dağılımına, bıkkınlığa, ve başka istasyonlara geçme isteğine yol açabilir. Çözüm, anlamlı biçimde birleştirilmiş ve birbirini destekleyerek etki yapan insan sesi, müzik, efekt karışımını yakalayabilmektir.<br />
Radyo Yayını Nasıl Olmalıdır?<br />
Radyo yayınlarının ilk günlere göre biraz değişmesine, söz yayınlarının öneminin anlaşılmasına karşın, ülkemizde radyo yayınları çok büyük oranda müzik ağırlıklıdır. Bu müzik ağırlığı da belirli bir amaca yönelik olarak oluşturulmamaktadır. Her türden müzik parçası birbirini izlemekte, karmakarışık biçimde dinleyiciye sunulmaktadır; aralarında da, “konuştuğunu”, bir şeyler söylediğini sanan erkek ya da kadın birçok kişi gevezelik etmektedir. Oysa radyo, müzik kutusu değildir. İnsanlarımızın içinde bulunduğu düşünsel tembellik, televizyonlarda adı eğlence olan, içi bomboş, en küçük bir düşünce içeriği taşımayan, aptalca yapımlara yol açmaktadır. Çünkü bunlar düşük maliyetlerle yapılabilmekte ve düşünmeyi aklının ucundan geçirmemiş televizyon izleyicilerinin mekanlarına yerleştirilmiş ölçüm aygıtlarıyla, reytinglere yansımakta, sanki Türk halkı bunları izlemek istiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Oysa, geçtiğimiz günlerde görüldüğü gibi SHOW TV’de yayınlanmaya başlayan bilgi yarışmasının, niçin, birden en çok izlenenler arasına girdiğini, niçin, çok reklam alabildiğini hiç düşündünüz mü? Hele hele ondan sonra birkaç kanalda birden yeni bilgi yarışmalarının yayınlanmasının anlamını görebildiniz mi? Herkesin kendisini sınamasına olanak veren bilgi içeriği, yarışmanın heyecanı, “ben olsam bilirdim” kanısı ve doğal olarak para ödülünün yüksekliği ve en önemlisi de bu yarışmaların ne kadar çok izlendiğinin görülmesi tabii… Televizyon yöneticisi arkadaşlarımıza örnek olmasını dilerim. Dönelim radyoya. Televizyon izleyicisindeki bu düşünsel tembelliğin, kafa yormaktan kaçınmanın radyo alanındaki somutlaşması, müzik radyolarında hiçbir seçime bağlı olmadan arka arkaya getirilmiş sonsuz müzik parçalarından oluşan yayınlardır. Yayın zamanının tümünü müziğe ayıran radyo, günümüz insanının gereksinmelerine tam olarak cevap vermiş sayılmamalıdır. Bir “şeyi” anlatmada en etkili yöntem olan söz yayında yer almıyorsa ya da hiç denecek kadar düşük bir düzeyde ise, o radyo özelliği, olan bir istasyon değil, sıradan, olağan, ortalama bir radyo olmayı seçmiş demektir. Yalnız müzikle dinleyicisine ulaşmak isteyen bir radyonun seçtikleri ve yayınladıkları, popüler olmak zorundadır. Oysa, aynı popüler müziği sonu gelmez biçimde yayınlayan çok sayıda radyo vardır. Bu kadar çok istasyondan yayınlanan bu müzik ürünlerinin oluşturduğu yapımı ve yayını farklı hale getirmek son derecede önemlidir. Programı oluşturması gereken yapı taşlarının farklı bir karışımı, farklı bir yaklaşım, bakış ve sunuş gereklidir. Yani, bir yapımcının ötekilerden farklı ustalığı, hüneri gereklidir. Bir plağı, kaseti, CDyi, içindeki parçalardan yalnız birini veya birkaçını beğendiği için satın alan seçici bir müzik meraklısını düşünelim. Bu kişi, her istasyonda duyduğundan farklı müzik yayını yapamayan bir radyoyu seçecek midir, dinlemeyi sürdürecek midir?<br />
Radyo, ulusal, bölgesel olmaktan çok, yerel olduğu zaman etkisi daha yüksek olmaktadır. Çünkü insanları öncelikle ilgilendiren, ceplerindeki para, yakın çevrelerindeki insanlar, günlük işler, yaşadıkları çevredir. O nedenle radyo, yakın çevreden aldığı girdilerle, yakın çevresine yayın yapmalıdır. Yakın çevreden bölge, ülke ve dünya olaylarına bakan bir yaklaşım başarı getirecektir. İstanbul Boğazı’ndan geçen tankerlerin oluşturduğu tehlike, Boğaz’la ilgisi bulunmayan bir bölgede yaşayanlar için, evinin önünden akan lâğım kadar önem taşımamaktadır. Çünkü İstanbul Boğazı, kendi yakın çevrelerinde değildir. Pamukkale’deki travertenlerin kararması, ülkenin başka bir yerinde yaşayan, bunları henüz görmemiş, oradaki değişimi yaşamamış bir kişi için evinin önündeki sokağın çamurundan daha önemli değildir.<br />
Radyo yayınlarına kişiler katılmalıdır. Dinleyicinin kendi çevresinden tanıdığı, bildiği kişiler yayında ne kadar çok yer alırsa, dinleyici yayınları o kadar benimseyecektir. Kısaca, radyo bir yakın çevre iletişim aracıdır. Dinleyici her istediği zaman onun yanında olmalı, ukalalık etmemeli, dinleyicinin zaten bilmekte olduğunu tekrarlamamalı, çözümler, çıkış yolları sunmalıdır.<br />
Radyo içinde bulunduğu çevrenin, mahallenin, semtin, bölgenin örgüsünde yer almalıdır, orada “yaşayan” bir iletişim aracı olmalıdır. İçinde bulunduğu, dinleyicilerin oluşturduğu çevre ile birlikte yaşamalıdır. Onlarla birlikte uyanmalı, günün telaşını yaşamalı ve uykuya dalmalıdır. Sabah, gün ortası, öğleden sonra, akşam, gece hep farklı yayın yaklaşımları gerektiren farklı zaman dilimleridir. Sabah insan algılaması düşüktür, metabolizma yavaş yavaş hareketlenmektedir. Yüksek tempolu bir müzik, bilgi içeriği yüksek, keskin bir algılama gerektiren bir yayın bu zaman dilimi için uygun değildir. Düşük tempo, yumuşak bir sunuş, giderek oranı artan bir söz içeriği gerekir. Gece için de böyledir. Ama, gece yayınlarında söz oranının yüksek olduğu, sorunları çözmeyi amaçlayan, dinleyicilerin telefonla katılımına olanak veren, sohbetlerin yapıldığı, günün getirdiği olumsuzlukların geride bırakılmasına zemin hazırlayan, müzikle destekli bir yayın daha uygundur. Yarışma saatleri sabahın geç saatleridir. Sabah, nostalji daha etkilidir. Bellek doruktadır. Düşünsel ustalık ve hüner öğleden sonra düşer. Öğleden sonra uyku, dinlenme için yumuşak anonslar ve sunuş, yumuşak bir yayın uygundur. Akşam duygusal algılama doruktadır. Akşam saatleri, insanların duygusal anlamda en açık oldukları saatlerdir.<br />
Radyo öteki iletişim araçlarının, özellikle kaydedilmiş müzik ortamlarının (müzik kaseti, videoklip ve CD) rekabeti ile karşı karşıya olduğunu bilerek yayın yapmalıdır. Bir program, sürprizi, yeniliği, tazeliği, bilinmezliği, değişkenliği biraz uzunca süre unuttuğunda dinleyicisini rakiplerine kaptırdığını görecektir.<br />
Yayın uygulamaları konusunda yapılan araştırmalar, yaygın inanışın tersine, odaklanmış, çok belirgin, dar bir hedef kitleye yayın yapan ve yayın planlamasını buna göre oluşturan bir radyonun daha başarılı olduğunu göstermektedir (Aynı durum televizyon alanında da geçerli olduğu için, yalnız haber, spor, belgesel, müzik, çizgi film vb. gibi yayın yapmaya başlayan tematik televizyonlarda da görülmektedir).<br />
Radyoda Müzik<br />
Yalnızca boş zamanları doldurmak için; sunucuların parçalar arasında gevezelik yapmalarına zemin hazırlamak için; dinleyicilerin hepsinin liste parçalarını beğendikleri sanıldığı için müziğin peş peşe dizilmiş parçalar halinde verilmesi çok yanlıştır… Müzik, insanın içinde bulunduğu havaya ne kadar uygun olursa, o kadar olumlu etki yapacaktır. Ama, yalnızca havaya uygun olmak yeterli değildir. Araştırmalara göre, içinde bulunduğu havaya uygun müzik dinlemenin mutluluğunu yaşayan bir insanın, aynı zamanda, havasını değiştirecek bir parçanın çalınacağı umudunu ve heyecanını da yaşamaktadır. Sürpriz, her zaman olduğu gibi, son derece yararlıdır. O nedenle müzik hem var olan duygusal duruma uymak, hem o duygusal durumu değiştirmek için kullanılmalıdır.<br />
Radyonun Yarattığı İzlenim<br />
Radyo, aynı zamanda moral veren bir iletişim aracıdır. Bazen, omzuna başınızı dayayacağınız bir anne gibidir. Bazen, öğüdü dinlenecek bir babadır. Bazen, bir şeyler paylaşacağınız bir sevgili olur. Dinleyicide oluşturduğu özgün düşünsel görüntülerle bazen, bir sırdaştır. Yalnızlığa çare olan bir dosttur. Bilgi kaynağıdır, sessizliğin etkisini azaltan bir ses, bomboş bir zamanı doldurma aracı, hepsinin ötesinde, bir arkadaştır. Radyo yayın planlamacıları, yukarıda açıklanmış olan zaman dilimleri, yaşantı ritmi, kişisel konumlar, duygusal durum, rakip iletişim ortamlarının (televizyon, ses kaseti, videoklip, CD) durumu vb. değişkenleri göz önünde tutarak yukarıdaki kişiliklerden hangisini ne zaman kullanacaklarına karar vermeli ve yapımları ona göre yerleştirmelidirler.<br />
Radyoda Ses<br />
Bir radyo programında müzik, efekt ve sesin bir araya getirilmiş olması yeterli değildir. Bu yapımı sunan insan sesi, bu sesi alıp yansıtacak olan mikrofon, mikrofon ve sunucunun birlikte içinde bulundukları “ses uzayı” yani stüdyo boşluğu da iyi kullanılmalıdır. Sunucunun kullandığı en etkili ses, çığırtkan ve uzak bir ses değil, yakın, sıcak, sevecen, esprili, zeki bir ses olmalıdır. Çığırtkan ses, duyuru, açıklama sesidir. Düşünsel görüntüler yaratmayı amaçlayan bir yapımda hiç uygun değildir. Çığırtkan ses mikrofondan uzakta kullanılır, bizim amaçladığımız ses ise, mikrofona yakın kullanılan sestir. Tıpkı kulağa yakın yapılan bir konuşma gibi. Bu bir mikrofon tekniğidir, program içinde, metnin gerektirdiği, yaratılmak istenen etkinin zorunlu kıldığı gibi kullanılmalıdır. Yani, bir sunucu programın başında kullandığı sesi, sonuna kadar sürdürmemelidir. Bu aynı zamanda, “ses uzayı” yaratmak için de yararlıdır.<br />
Radyoda Yayın Planlaması<br />
Radyonun en büyük rakibi televizyondur. Televizyon, tüm gün izlenebilecek bir iletişim aracı olarak görülebilir. Ama aslında, televizyon yayınlarına ilginin düştüğü zaman dilimleri, bunlara ek olarak televizyon izlemeyi seçmeyenlerin çoğunlukta olduğu zaman dilimi, televizyon izleyemeyecek durumda olanların çoğunluğu elde ettiği zaman dilimleri bulunmaktadır. Radyodaki yayın plancıları bu zaman dilimlerini çok yakından izlemeli, programlarını ona göre yerleştirmelidirler. Çünkü, radyonun en kolay dinleyici bulacağı, en etkin biçimde dolduracağı zaman dilimleri bunlardır.<br />
Gözden kaçırılmaması gereken bir başka zaman dilimi, sürücülerin otomobillerinde geçirdikleri süredir. Bu sürelerden, sabah işe gidiş, akşam işten dönüş süreleri, sürücülerin çok yoğun biçimde yollarda olduğu, trafik sıkışıklıklarının yaşandığı sürelerdir. Bu zaman dilimleri içinde de sürücülerin tek eğlencesi radyodur. Bu sürücülerin direksiyon başında, trafik içinde hangi tür yayını tercih ettikleri bilinmelidir.<br />
Bir radyo istasyonunun ne türde programlar yayınlayacağının bilinmesi önemlidir. Çünkü böylece radyo tutarlı olacak, dinleyicileri açısından güvenilirlik elde edecektir. Ama buradaki çok büyük bir tehlike akılda tutulmalıdır. Hep aynı türde bir yayın planlaması, aynı tarzda tanıtımlar, hiç değişmeyen günlük yayın akışı, sürprizlerin bulunmaması, hangi zaman diliminin neresinde neyin yayınlanacağının tahmin edilir olması bıkkınlık yaratacaktır. Öyleyse yayın planlamacılarının önünde bir ikilem bulunmaktadır. Güvenilirliği son derecede yüksek bir yayın akışı mı, yoksa sürprizler içerecek biçimde -ana yaklaşımı yitirmeden- küçük değişiklikler içeren bir yayın akışı mı daha iyidir? Yani asıl başarıyı getiren hesaplanmış sürprizler midir? Bazen, hatta belki çoğunlukla, başarı tutarsızlığı gerektirebilir. İşte böyle bir tutarsızlık; dinleyicilerin tercihlerine göre oluşturulmuş yayın akışını, dinleyicileri kaçırmadan, kısa süreler için değiştirmek belki daha büyük başarı getirebilir.<br />
Unutmayınız, yarınki yayınınızı belirleyen bugünkü yayınınızdır. Yani, bugünkü yayın akışını noktası ve virgülüne kadar yarın da yinelerseniz büyük olasılıkla başarı grafiğiniz düşecektir. Yine unutmayınız, dinleyicilerin beğenileri, zevkleri, tercihleri günden güne değişiyor. Dinleyiciler arasında değişik yönelişler oluşturan etkileşimler son derecede yoğundur. Böyle bir ortamda her gün aynı yayın akışını yinelerseniz, aynı türleri denerseniz, sürekli değişen ortamda tek değişmeyen olursunuz ki, başarısızlığınıza zemin hazırlarsınız. Dinleyicinizi daha değişken, sürprizli, heyecan verici bir radyoya kaptırırsınız. Yayın plancıları sıcak saatleri, soğuk saatleri çok iyi saptamalı, öteki radyoların yayın akışlarını çok iyi izlemeli, hepsinden önemlisi ne olursa olsun dinleyici araştırmaları yapma alışkanlığını kazanmalı ve sürdürmelidir.<br />
game of death the movie watch it<br />
Sonuç<br />
Radyo günümüzde, artık mahalle ölçeğine kadar inmiş, son derecede hızlı bilgi iletimi sağlayan, her yere taşınabilen, her yerde dinleme olanağı veren, dikkatlerin odağı olmak iddiası bulunmayan, kıskanç olmayan son derecede etkili bir iletişim aracıdır. Bu yapıyı iyi irdeleyen, değerlendiren ve yukarıda kısaca özetlenen noktaları dikkate alan radyo istasyonları mutlaka başarıya ulaşacaklardır.<br />
MUSTAFA GERÇEKER<br />
TRT Yayın Denetleme Kurulu Üyesi</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/spikerlik-acisindan-radyo-ve-televizyonda-gorusme-teknikleri/">Spikerlik Açısından Radyo ve Televizyonda Görüşme Teknikleri</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/spikerlik-acisindan-radyo-ve-televizyonda-gorusme-teknikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoda Yayın Planlaması</title>
		<link>https://spikerlik.org/radyoda-yayin-planlamasi/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/radyoda-yayin-planlamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 15:26:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radyo ve Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[radyo programcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Radyonun en büyük rakibi televizyondur. Televizyon, tüm gün izlenebilecek bir iletişim aracı olarak görülebilir. Ama aslında, televizyon yayınlarına ilginin düştüğü zaman dilimleri, bunlara ek olarak televizyon izlemeyi seçmeyenlerin çoğunlukta olduğu zaman dilimi, televizyon izleyemeyecek durumda olanların zaman dilimleri bulunmaktadır. Radyodaki yayın plancıları bu zaman dilimlerini çok yakından izlemeli, programlarını ona göre yerleştirmelidirler. Çünkü, radyonun en [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyoda-yayin-planlamasi/">Radyoda Yayın Planlaması</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Radyonun en büyük rakibi televizyondur. Televizyon, tüm gün izlenebilecek bir iletişim aracı olarak görülebilir. Ama aslında, televizyon yayınlarına ilginin düştüğü zaman dilimleri, bunlara ek olarak televizyon izlemeyi seçmeyenlerin çoğunlukta olduğu zaman dilimi, televizyon izleyemeyecek durumda olanların zaman dilimleri bulunmaktadır. Radyodaki yayın plancıları bu zaman dilimlerini çok yakından izlemeli, programlarını ona göre yerleştirmelidirler.<br />
Çünkü, radyonun en kolay dinleyici bulacağı, en etkin biçimde dolduracağı zaman dilimleri bunlardır.<br />
Gözden kaçırılmaması gereken bir başka zaman dilimi, sürücülerin otomobillerinde geçirdikleri süredir. Bu sürelerden, sabah işe gidiş, akşam işten dönüş süreleri, sürücülerin çok yoğun biçimde yollarda olduğu, trafik sıkışıklıklarının yaşandığı sürelerdir. Bu zaman dilimleri içinde de sürücülerin tek eğlencesi radyodur. Bu sürücülerin direksiyon başında, trafik içinde hangi tür yayını tercih ettikleri bilinmelidir.<br />
Bir radyo istasyonunun ne türde programlar yayınlayacağının bilinmesi önemlidir. Çünkü böylece radyo tutarlı olacak, dinleyicileri açısından güvenilirlik elde edecektir. Ama buradaki çok büyük bir tehlike akılda tutulmalıdır. Hep aynı türde bir yayın planlaması, aynı tarzda tanıtımlar, hiç değişmeyen günlük yayın akışı, sürprizlerin bulunmaması, hangi zaman diliminin neresinde neyin yayınlanacağının tahmin edilir olması bıkkınlık yaratacaktır. Öyleyse yayın planlamacılarının önünde bir ikilem bulunmaktadır. Güvenilirliği son derecede yüksek bir yayın akışı mı, yoksa sürprizler içerecek biçimde -ana yaklaşımı yitirmeden- küçük değişiklikler içeren bir yayın akışı mı daha iyidir? Yani asıl başarıyı getiren hesaplanmış sürprizler midir? Bazen, hatta belki çoğunlukla, başarı tutarsızlığı gerektirebilir. İşte böyle bir tutarsızlık; dinleyicilerin tercihlerine göre oluşturulmuş yayın akışını, dinleyicileri kaçırmadan, kısa süreler için değiştirmek belki daha büyük başarı getirebilir.<br />
Unutmayınız, yarınki yayınınızı belirleyen bugünkü yayınınızdır. Yani, bugünkü yayın akışını noktası ve virgülüne kadar yarın da yinelerseniz büyük olasılıkla başarı grafiğiniz düşecektir. Yine unutmayınız, dinleyicilerin beğenileri, zevkleri, tercihleri günden güne değişiyor. Dinleyiciler arasında değişik yönelişler oluşturan etkileşimler son derecede yoğundur. Böyle bir ortamda her gün aynı yayın akışını yinelerseniz, aynı türleri denerseniz, sürekli değişen ortamda tek değişmeyen olursunuz ki, başarısızlığınıza zemin hazırlarsınız. Dinleyicinizi daha değişken, sürprizli, heyecan verici bir radyoya kaptırırsınız. Yayın plancıları sıcak saatleri, soğuk saatleri çok iyi saptamalı, öteki radyoların yayın akışlarını çok iyi izlemeli, hepsinden önemlisi ne olursa olsun dinleyici araştırmaları yapma alışkanlığını kazanmalı ve sürdürmelidir.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyoda-yayin-planlamasi/">Radyoda Yayın Planlaması</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/radyoda-yayin-planlamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoda Ses</title>
		<link>https://spikerlik.org/radyoda-ses/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/radyoda-ses/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 15:21:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radyo ve Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[radyo programcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir radyo programında müzik, efekt ve sesin bir araya getirilmiş olması yeterli değildir. Bu yapımı sunan insan sesi, bu sesi alıp yansıtacak olan mikrofon, mikrofon ve sunucunun birlikte içinde bulundukları “ses uzayı” yani stüdyo boşluğu da iyi kullanılmalıdır. Sunucunun kullandığı en etkili ses, çığırtkan ve uzak bir ses değil, yakın, sıcak, sevecen, esprili, zeki bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyoda-ses/">Radyoda Ses</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir radyo programında müzik, efekt ve sesin bir araya getirilmiş olması yeterli değildir. Bu yapımı sunan insan sesi, bu sesi alıp yansıtacak olan mikrofon, mikrofon ve sunucunun birlikte içinde bulundukları “ses uzayı” yani stüdyo boşluğu da iyi kullanılmalıdır. Sunucunun kullandığı en etkili ses, çığırtkan ve uzak bir ses değil, yakın, sıcak, sevecen, esprili, zeki bir ses olmalıdır. Çığırtkan ses, duyuru, açıklama sesidir.<br />
Düşünsel görüntüler yaratmayı amaçlayan bir yapımda hiç uygun değildir. Çığırtkan ses mikrofondan uzakta kullanılır, bizim amaçladığımız ses ise, mikrofona yakın kullanılan sestir. Tıpkı kulağa yakın yapılan bir konuşma gibi. Bu bir mikrofon tekniğidir, program içinde, metnin gerektirdiği, yaratılmak istenen etkinin zorunlu kıldığı gibi kullanılmalıdır. Yani, bir sunucu programın başında kullandığı sesi, sonuna kadar sürdürmemelidir. Bu aynı zamanda, “ses uzayı” yaratmak için de yararlıdır.</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyoda-ses/">Radyoda Ses</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/radyoda-ses/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyo Yayını Nasıl Yapılmalıdır?</title>
		<link>https://spikerlik.org/radyo-yayini-nasil-yapilmalidir/</link>
					<comments>https://spikerlik.org/radyo-yayini-nasil-yapilmalidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 15:06:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radyo ve Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[radyo programcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[spikerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://spikerlik.org/?p=725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Radyo yayınlarının ilk günlere göre biraz değişmesine, söz yayınlarının öneminin anlaşılmasına karşın, ülkemizde radyo yayınları çok büyük oranda müzik ağırlıklıdır. Bu müzik ağırlığı da belirli bir amaca yönelik olarak oluşturulmamaktadır. Her türden müzik parçası birbirini izlemekte, karmakarışık biçimde dinleyiciye sunulmaktadır; aralarında da, “konuştuğunu”, bir şeyler söylediğini sanan erkek ya da kadın birçok kişi gevezelik etmektedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyo-yayini-nasil-yapilmalidir/">Radyo Yayını Nasıl Yapılmalıdır?</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Radyo yayınlarının ilk günlere göre biraz değişmesine, söz yayınlarının öneminin anlaşılmasına karşın, ülkemizde radyo yayınları çok büyük oranda müzik ağırlıklıdır. Bu müzik ağırlığı da belirli bir amaca yönelik olarak oluşturulmamaktadır. Her türden müzik parçası birbirini izlemekte, karmakarışık biçimde dinleyiciye sunulmaktadır; aralarında da, “konuştuğunu”, bir şeyler söylediğini sanan erkek ya da kadın birçok kişi gevezelik etmektedir.<br />
Oysa radyo, müzik kutusu değildir. İnsanlarımızın içinde bulunduğu düşünsel tembellik, televizyonlarda adı eğlence olan, içi bomboş, en küçük bir düşünce içeriği taşımayan, aptalca yapımlara yol açmaktadır. Çünkü bunlar düşük maliyetlerle yapılabilmekte ve düşünmeyi aklının ucundan geçirmemiş televizyon izleyicilerinin mekanlarına yerleştirilmiş ölçüm aygıtlarıyla, reytinglere yansımakta, sanki Türk halkı bunları izlemek istiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkmaktadır.<br />
Oysa, geçtiğimiz yıllarda görüldüğü gibi SHOW TV’de yayınlanmaya başlayan bilgi yarışmasının, niçin, birden en çok izlenenler arasına girdiğini, niçin, çok reklam alabildiğini hiç düşündünüz mü? Hele hele ondan sonra birkaç kanalda birden yeni bilgi yarışmalarının yayınlanmasının anlamını görebildiniz mi? Herkesin kendisini sınamasına olanak veren bilgi içeriği, yarışmanın heyecanı, “ben olsam bilirdim” kanısı ve doğal olarak para ödülünün yüksekliği ve en önemlisi de bu yarışmaların ne kadar çok izlendiğinin görülmesi tabii… Televizyon yöneticisi arkadaşlarımıza örnek olmasını dilerim. Dönelim radyoya. Televizyon izleyicisindeki bu düşünsel tembelliğin, kafa yormaktan kaçınmanın radyo alanındaki somutlaşması, müzik radyolarında hiçbir seçime bağlı olmadan arka arkaya getirilmiş sonsuz müzik parçalarından oluşan yayınlardır. Yayın zamanının tümünü müziğe ayıran radyo, günümüz insanının gereksinmelerine tam olarak cevap vermiş sayılmamalıdır. Bir “şeyi” anlatmada en etkili yöntem olan söz yayında yer almıyorsa ya da hiç denecek kadar düşük bir düzeyde ise, o radyo özelliği, olan bir istasyon değil, sıradan, olağan, ortalama bir radyo olmayı seçmiş demektir. Yalnız müzikle dinleyicisine ulaşmak isteyen bir radyonun seçtikleri ve yayınladıkları, popüler olmak zorundadır. Oysa, aynı popüler müziği sonu gelmez biçimde yayınlayan çok sayıda radyo vardır. Bu kadar çok istasyondan yayınlanan bu müzik ürünlerinin oluşturduğu yapımı ve yayını farklı hale getirmek son derecede önemlidir. Programı oluşturması gereken yapı taşlarının farklı bir karışımı, farklı bir yaklaşım, bakış ve sunuş gereklidir. Yani, bir yapımcının ötekilerden farklı ustalığı, hüneri gereklidir. Bir plağı, kaseti, CDyi, içindeki parçalardan yalnız birini veya birkaçını beğendiği için satın alan seçici bir müzik meraklısını düşünelim. Bu kişi, her istasyonda duyduğundan farklı müzik yayını yapamayan bir radyoyu seçecek midir, dinlemeyi sürdürecek midir?<br />
Radyo, ulusal, bölgesel olmaktan çok, yerel olduğu zaman etkisi daha yüksek olmaktadır. Çünkü insanları öncelikle ilgilendiren, ceplerindeki para, yakın çevrelerindeki insanlar, günlük işler, yaşadıkları çevredir. O nedenle radyo, yakın çevreden aldığı girdilerle, yakın çevresine yayın yapmalıdır. Yakın çevreden bölge, ülke ve dünya olaylarına bakan bir yaklaşım başarı getirecektir. İstanbul Boğazı’ndan geçen tankerlerin oluşturduğu tehlike, Boğaz’la ilgisi bulunmayan bir bölgede yaşayanlar için, evinin önünden akan lâğım kadar önem taşımamaktadır. Çünkü İstanbul Boğazı, kendi yakın çevrelerinde değildir. Pamukkale’deki travertenlerin kararması, ülkenin başka bir yerinde yaşayan, bunları henüz görmemiş, oradaki değişimi yaşamamış bir kişi için evinin önündeki sokağın çamurundan daha önemli değildir.<br />
Radyo yayınlarına kişiler katılmalıdır. Dinleyicinin kendi çevresinden tanıdığı, bildiği kişiler yayında ne kadar çok yer alırsa, dinleyici yayınları o kadar benimseyecektir. Kısaca, radyo bir yakın çevre iletişim aracıdır. Dinleyici her istediği zaman onun yanında olmalı, ukalalık etmemeli, dinleyicinin zaten bilmekte olduğunu tekrarlamamalı, çözümler, çıkış yolları sunmalıdır.<br />
Radyo içinde bulunduğu çevrenin, mahallenin, semtin, bölgenin örgüsünde yer almalıdır, orada “yaşayan” bir iletişim aracı olmalıdır. İçinde bulunduğu, dinleyicilerin oluşturduğu çevre ile birlikte yaşamalıdır. Onlarla birlikte uyanmalı, günün telaşını yaşamalı ve uykuya dalmalıdır. Sabah, gün ortası, öğleden sonra, akşam, gece hep farklı yayın yaklaşımları gerektiren farklı zaman dilimleridir. Sabah insan algılaması düşüktür, metabolizma yavaş yavaş hareketlenmektedir. Yüksek tempolu bir müzik, bilgi içeriği yüksek, keskin bir algılama gerektiren bir yayın bu zaman dilimi için uygun değildir. Düşük tempo, yumuşak bir sunuş, giderek oranı artan bir söz içeriği gerekir. Gece için de böyledir. Ama, gece yayınlarında söz oranının yüksek olduğu, sorunları çözmeyi amaçlayan, dinleyicilerin telefonla katılımına olanak veren, sohbetlerin yapıldığı, günün getirdiği olumsuzlukların geride bırakılmasına zemin hazırlayan, müzikle destekli bir yayın daha uygundur. Yarışma saatleri sabahın geç saatleridir. Sabah, nostalji daha etkilidir. Bellek doruktadır. Düşünsel ustalık ve hüner öğleden sonra düşer. Öğleden sonra uyku, dinlenme için yumuşak anonslar ve sunuş, yumuşak bir yayın uygundur. Akşam duygusal algılama doruktadır. Akşam saatleri, insanların duygusal anlamda en açık oldukları saatlerdir.<br />
Radyo öteki iletişim araçlarının, özellikle kaydedilmiş müzik ortamlarının (müzik kaseti, videoklip ve CD) rekabeti ile karşı karşıya olduğunu bilerek yayın yapmalıdır. Bir program, sürprizi, yeniliği, tazeliği, bilinmezliği, değişkenliği biraz uzunca süre unuttuğunda dinleyicisini rakiplerine kaptırdığını görecektir.<br />
Yayın uygulamaları konusunda yapılan araştırmalar, yaygın inanışın tersine, odaklanmış, çok belirgin, dar bir hedef kitleye yayın yapan ve yayın planlamasını buna göre oluşturan bir radyonun daha başarılı olduğunu göstermektedir (Aynı durum televizyon alanında da geçerli olduğu için, yalnız haber, spor, belgesel, müzik, çizgi film vb. gibi yayın yapmaya başlayan tematik televizyonlarda da görülmektedir).</p><p>The post <a href="https://spikerlik.org/radyo-yayini-nasil-yapilmalidir/">Radyo Yayını Nasıl Yapılmalıdır?</a> first appeared on <a href="https://spikerlik.org">Spikerlik Kursu, Spikerlik Eğitimi, Spikerlik Kursları, Diksiyon ve Etkili Konuşma Eğitimi, İstanbul, Ankara, İzmir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://spikerlik.org/radyo-yayini-nasil-yapilmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
