Radyo ve Televizyon

Radyo Yayını Nasıl Yapılmalıdır?

Radyo yayınlarının ilk günlere göre biraz değişmesine, söz yayınlarının öneminin anlaşılmasına karşın, ülkemizde radyo yayınları çok büyük oranda müzik ağırlıklıdır. Bu müzik ağırlığı da belirli bir amaca yönelik olarak oluşturulmamaktadır. Her türden müzik parçası birbirini izlemekte, karmakarışık biçimde dinleyiciye sunulmaktadır; aralarında da, “konuştuğunu”, bir şeyler söylediğini sanan erkek ya da kadın birçok kişi gevezelik etmektedir.
Oysa radyo, müzik kutusu değildir. İnsanlarımızın içinde bulunduğu düşünsel tembellik, televizyonlarda adı eğlence olan, içi bomboş, en küçük bir düşünce içeriği taşımayan, aptalca yapımlara yol açmaktadır. Çünkü bunlar düşük maliyetlerle yapılabilmekte ve düşünmeyi aklının ucundan geçirmemiş televizyon izleyicilerinin mekanlarına yerleştirilmiş ölçüm aygıtlarıyla, reytinglere yansımakta, sanki Türk halkı bunları izlemek istiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkmaktadır.
Oysa, geçtiğimiz yıllarda görüldüğü gibi SHOW TV’de yayınlanmaya başlayan bilgi yarışmasının, niçin, birden en çok izlenenler arasına girdiğini, niçin, çok reklam alabildiğini hiç düşündünüz mü? Hele hele ondan sonra birkaç kanalda birden yeni bilgi yarışmalarının yayınlanmasının anlamını görebildiniz mi? Herkesin kendisini sınamasına olanak veren bilgi içeriği, yarışmanın heyecanı, “ben olsam bilirdim” kanısı ve doğal olarak para ödülünün yüksekliği ve en önemlisi de bu yarışmaların ne kadar çok izlendiğinin görülmesi tabii… Televizyon yöneticisi arkadaşlarımıza örnek olmasını dilerim. Dönelim radyoya. Televizyon izleyicisindeki bu düşünsel tembelliğin, kafa yormaktan kaçınmanın radyo alanındaki somutlaşması, müzik radyolarında hiçbir seçime bağlı olmadan arka arkaya getirilmiş sonsuz müzik parçalarından oluşan yayınlardır. Yayın zamanının tümünü müziğe ayıran radyo, günümüz insanının gereksinmelerine tam olarak cevap vermiş sayılmamalıdır. Bir “şeyi” anlatmada en etkili yöntem olan söz yayında yer almıyorsa ya da hiç denecek kadar düşük bir düzeyde ise, o radyo özelliği, olan bir istasyon değil, sıradan, olağan, ortalama bir radyo olmayı seçmiş demektir. Yalnız müzikle dinleyicisine ulaşmak isteyen bir radyonun seçtikleri ve yayınladıkları, popüler olmak zorundadır. Oysa, aynı popüler müziği sonu gelmez biçimde yayınlayan çok sayıda radyo vardır. Bu kadar çok istasyondan yayınlanan bu müzik ürünlerinin oluşturduğu yapımı ve yayını farklı hale getirmek son derecede önemlidir. Programı oluşturması gereken yapı taşlarının farklı bir karışımı, farklı bir yaklaşım, bakış ve sunuş gereklidir. Yani, bir yapımcının ötekilerden farklı ustalığı, hüneri gereklidir. Bir plağı, kaseti, CDyi, içindeki parçalardan yalnız birini veya birkaçını beğendiği için satın alan seçici bir müzik meraklısını düşünelim. Bu kişi, her istasyonda duyduğundan farklı müzik yayını yapamayan bir radyoyu seçecek midir, dinlemeyi sürdürecek midir?
Radyo, ulusal, bölgesel olmaktan çok, yerel olduğu zaman etkisi daha yüksek olmaktadır. Çünkü insanları öncelikle ilgilendiren, ceplerindeki para, yakın çevrelerindeki insanlar, günlük işler, yaşadıkları çevredir. O nedenle radyo, yakın çevreden aldığı girdilerle, yakın çevresine yayın yapmalıdır. Yakın çevreden bölge, ülke ve dünya olaylarına bakan bir yaklaşım başarı getirecektir. İstanbul Boğazı’ndan geçen tankerlerin oluşturduğu tehlike, Boğaz’la ilgisi bulunmayan bir bölgede yaşayanlar için, evinin önünden akan lâğım kadar önem taşımamaktadır. Çünkü İstanbul Boğazı, kendi yakın çevrelerinde değildir. Pamukkale’deki travertenlerin kararması, ülkenin başka bir yerinde yaşayan, bunları henüz görmemiş, oradaki değişimi yaşamamış bir kişi için evinin önündeki sokağın çamurundan daha önemli değildir.
Radyo yayınlarına kişiler katılmalıdır. Dinleyicinin kendi çevresinden tanıdığı, bildiği kişiler yayında ne kadar çok yer alırsa, dinleyici yayınları o kadar benimseyecektir. Kısaca, radyo bir yakın çevre iletişim aracıdır. Dinleyici her istediği zaman onun yanında olmalı, ukalalık etmemeli, dinleyicinin zaten bilmekte olduğunu tekrarlamamalı, çözümler, çıkış yolları sunmalıdır.
Radyo içinde bulunduğu çevrenin, mahallenin, semtin, bölgenin örgüsünde yer almalıdır, orada “yaşayan” bir iletişim aracı olmalıdır. İçinde bulunduğu, dinleyicilerin oluşturduğu çevre ile birlikte yaşamalıdır. Onlarla birlikte uyanmalı, günün telaşını yaşamalı ve uykuya dalmalıdır. Sabah, gün ortası, öğleden sonra, akşam, gece hep farklı yayın yaklaşımları gerektiren farklı zaman dilimleridir. Sabah insan algılaması düşüktür, metabolizma yavaş yavaş hareketlenmektedir. Yüksek tempolu bir müzik, bilgi içeriği yüksek, keskin bir algılama gerektiren bir yayın bu zaman dilimi için uygun değildir. Düşük tempo, yumuşak bir sunuş, giderek oranı artan bir söz içeriği gerekir. Gece için de böyledir. Ama, gece yayınlarında söz oranının yüksek olduğu, sorunları çözmeyi amaçlayan, dinleyicilerin telefonla katılımına olanak veren, sohbetlerin yapıldığı, günün getirdiği olumsuzlukların geride bırakılmasına zemin hazırlayan, müzikle destekli bir yayın daha uygundur. Yarışma saatleri sabahın geç saatleridir. Sabah, nostalji daha etkilidir. Bellek doruktadır. Düşünsel ustalık ve hüner öğleden sonra düşer. Öğleden sonra uyku, dinlenme için yumuşak anonslar ve sunuş, yumuşak bir yayın uygundur. Akşam duygusal algılama doruktadır. Akşam saatleri, insanların duygusal anlamda en açık oldukları saatlerdir.
Radyo öteki iletişim araçlarının, özellikle kaydedilmiş müzik ortamlarının (müzik kaseti, videoklip ve CD) rekabeti ile karşı karşıya olduğunu bilerek yayın yapmalıdır. Bir program, sürprizi, yeniliği, tazeliği, bilinmezliği, değişkenliği biraz uzunca süre unuttuğunda dinleyicisini rakiplerine kaptırdığını görecektir.
Yayın uygulamaları konusunda yapılan araştırmalar, yaygın inanışın tersine, odaklanmış, çok belirgin, dar bir hedef kitleye yayın yapan ve yayın planlamasını buna göre oluşturan bir radyonun daha başarılı olduğunu göstermektedir (Aynı durum televizyon alanında da geçerli olduğu için, yalnız haber, spor, belgesel, müzik, çizgi film vb. gibi yayın yapmaya başlayan tematik televizyonlarda da görülmektedir).

1 Yorum

  1. doğa baybek

    5 Nisan 2009 at 23:58

    süper

Bir yorum da siz yazabilirsiniz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir